Naciye Dalkılıç

Naciye Dalkılıç
@__bibliyoterapi__
Taçlı, aşkın bir kıskançlıktan ibaret olduğunu söyledi; üç görünümü olan bir kıskançlık. Bunlardan birincisinin halka dönük, İkincisinin âşıka dönük, üçüncüsünün de maşuka dönük olarak ortaya çıktığını anlattı. Halk, âşıkı aşk yüzünden kınayıp dışladığı vakit aslında onu kıskandığı için bunu yapıyormuş. Âşık, sevgiliyi herkesten ve özellikle de rakiplerinden saklamayıp kolluyormuş ki bu, sevgiliyi onlardan kıskandığını göstermesine yarıyormuş. Sevgili, âşıkından öyle fedakârlıklar istermiş ki âşık dönüp kendine bakamasın ve yalnızca sevgili için olsun. Yani sevgili âşıkı bizzat âşıkın kendinden kıskanırmış ki aşk işinde şerik ve ortak olmasın. Onun bu cümleleri benim aklıma başka yorumlar da getirdi. Sözgelimi kıskançlıkların tamamı dünya varlıklarını dışlıyor, aşk gelince dünya sevgisi kayboluyordu. Yahut aşk işinde dünya yalnızca bir rakip konumunda oluyor ve âşıkı yolundan alıkoyuyordu. Aşkın gücü sevilen ile seven arasındaki “bir"leşmeden geliyordu. Birleşen şeyler iki sevgili gibi birbirine denk veya sevilen sevenden üstte ise bu noktada âşık kendini maşuka adamış oluyor, âşık ile maşuk ayrımı ortadan kalkıyor ve âşık vuslattan da, hicrandan da aynı lezzeti alabiliyordu. Böylece aşk, ayrılığı da, vuslatı da ortadan kaldırmış oluyor, seven sevileni ta içinde biliyordu. Kişinin bir isimle yaşaması gibi bir şeydi bu. Kişi her nereye gitse ismini de birlikte götürdüğüne göre isminin ayrılık acısını çekmesi de imkân ötesinde kalıyordu. Vuslat ayrılığın, ayrılık da vuslatın kendisi olunca seven ile sevilen aynîleşiyorlardı. Aşk yolunda olmak veya olmamak, bulmak veya yitirmek, azık veya azıksızlık, nasip veya nasipsizlik ortadan kalkıyor veya olmak olmamaya, yitirmek bulmaya, azıksızlık azığa, nasipsizlik de nasibe dönüşüyordu. Sufiler masiva ile karşılaştıklarında
Sayfa 169·Kitabı okudu
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir kişiyi gerçekten seviyorsanız onun sevgisini başka bir sevgi ile değiştiremezsiniz. Bilakis onun sevgisini daima çoğaltır, benliğinizle bütünleştirirsiniz. Gönüller aynadır ve aynayı tek bir suret, tek bir görüntü için temiz ve berrak tutmak gerekir. Aynada görüntü çokluğu ve karmaşası yahut üst üste bindirilmiş suretler yalnızca şaşkınların kârıdır ve bu, bir tür hastalık sayılır. Bir aynada iki suret daima çatışır ve kuvvetli olan diğerini kovar. Eğer aynaya ilk giren görüntü masum ve samimi olursa bir ömür boyu ikinci bir görüntünün orada yansımasına izin vermez.
Sayfa 135·Kitabı okudu
1000Kitap
Seven,işin başlangıcında sevilenin dostlarına dost, düşmanlarına düşman iken, sevgi kemale erdiğinde kıskançlık yüzünden durum tersine dönüyor, onun dostlarına düşman, düşmanlarına dost oluyordu. Artık sevgiliye bir rüzgâr bile dokunsa o yeli, birine söz söylese o dili kıskanmaya başlıyor, neredeyse kimsenin ona bakmasını bile istemez oluyordu.
Sayfa 72·Kitabı okudu
1000Kitap
Okuduğum kitaplardan birisinde "İnsan sevgiye hükmeder;ama aşk insana hükmeder!" diye yazılıydı..................Kişinin gönülde kendisi olmak sevginin başlangıcı, sevgilide kendisi olmak ise sonu olmalıydı. Birincisi hamlık, ikincisi olgunluk ve pişmeydi çünkü. Kişi sevgiyle varlığını, ama aşk ile hakikatini tanıyordu. Çünkü aşk, kendisinden geçip sevgilideki gerçekliğe ulaşmanın adıydı. Eğer aşıkkendi gerçekliğine sevgilide eriyerek ulaşabiliyorsa ayrılık veya kavuşma ret veya kabul, karar veya irade, açılma veya kapanma ortadan kalkıyordu. Bu durumda sevgiliden başlayan yollar yine sevgiliye gidiyordu ki galiba aşk dedikleri şey de bu idi. Hatta o günkü düşüncelerim beni bir sonuca bile götürmüştü: "Sevenin varlığı ya sevilenle veya sevilendendir. Keza yokluğu da sevgilide olacaktır."
Sayfa 45·Kitabı okudu
1000Kitap
........ Sevginin bitebilen bir şey olduğunu yahut gittikçe kuvvet ve güç kazanabildiği gibi zamanla zayıflayıp etkisizleştiğini o vakit kabul ettim. Sonra da yanılıyor muyum diye kendime sorup durdum. Belki de aşırı sevgi kıskançlığı, kıskançlık uzaklaştırmayı, uzaklaşma da azalmayı tetikliyordu. Doğan her şey gibi sevgi de belli bir ömrü yaşayıp tamamlıyor ve sonunda yok oluyordu. Babaydar'ın, "insanın hamurunun sevgiden yaratılmış olduğu" nu söylediği zaman ne demek istediğini artık biliyorum. İnsan sevgi ile yaşar, sevgisiz ölürdü. Sevgi bir cennet, sevgisizlik de cehennem sayılırdı. Sevgisiz yaşayanların ölülerden farkı kalmıyordu çünkü. Sevgiyle yaşamak da kıskanmakla devam ediyordu....................... Kişi ne derece çok seviyorsa o derece çok kıskanıyor olmalıydı ki asla rakip kabul etmiyordu. Rakibin kimliği veya cinsiyeti değildi önemli olan; sevgiliyi sevenden uzaklaştırması, sevilenin sevgisini başka bir kişi veya nesneyle paylaşmasıydı.
Sayfa 45·Kitabı okudu
1000Kitap