Kornasını ötekilerden başka öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak! Gündüzleri bir okulda ders verir, geceleri sessiz, güzel kadınlarla yatardı istese. Çabasız. Ama biliyordu: Yetinemeyecekti. Başka şeyler gerekti. Güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzeldi.
Devlet, ancak zorlandığı takdirde, mülksüzler adına, mülk sahiplerine karşı harekete geçer. Şu veya bu çatışma noktasında boyun eğmek zorunda kalır, çünkü işçi sınıfından gelen baskı o denli büyüktür ki, ödün vermek zorunludur; yoksa "yasa ve düzen" tehlikeye girdiği gibi, daha da kötüsü (egemen sınıf açısından daha kötüsü), devrim bile olabilir. Ama unutulmaması gereken önemli nokta şudur: Böyle dönemlerde elde edilen bütün ödünler, mevcut mülkiyet ilişkileri sınırları içerisindedir. Kapitalist sistemin ana çerçevesi, hiç dokunulmadan öylece durur. Ödünler her zaman bu çerçeve içinde verilmektedir. Egemen sınıfın amacı, bütünü kurtarmak için bir noktada boyun eğmektir.