İnsanlığın kanlarına göre iki ırka ayrıldığını düşünün.
Gümüşler ve Kızıllar...
Gümüş demek güç demek, kudret demek. Tanrının bahşettiği yetenek ve egoyla (!) doğmuş olmak demek. Ateşi, suyu, metali, hatta zihni kontrol edenler...
Hükmedenler...
Kızıllar ise alt tabaka, soylulara hizmet etmek için yaratılmış sıradan insanlar demek. Köle demek.
Bu distopyada kızılsan iki seçeneğin var; Ya gümüşlere hizmet edebileceğin bir işte çalışacaksın (terzi, balıkçı vs.) ya da 18 yaşına geldiğinde cinsiyet farketmeksizin Gümüşler'in refahı uğruna savaşa gönderileceksin. Tek sorun savaştan geri dönebilen pek yok.
Mare 17 yaşında iş bulamadığı için savaşa gitmesine çok az kalmış bir hırsız. Kızıllar için bile sıradan biri o... Hiçbir yeteneği, hiçbir el becerisi yok. Çalmak ve koşmak dışında...
Bir gün bir kızıl barının önünde karşısına çıkan biri yüzünden hayatı değişir.
Artık savaşa gitmeyecekti ama sanırım bunu yeğlerdi...
HEM KIZIL HEM DE GÜMÜŞ'SÜN VE İKİSİNDEN DE DAHA GÜÇLÜSÜN.
KİTAP YORUMUM:
Kitap benim için çok arada ilerledi. Bilim kurguyla harmanlanmış, akıcı ve kendini okutturuyor ama yazım dilini beğenmedim. Yazar en önemli olayları o kadar sıradan yazıyor ki olayın heyecanını kaybediyorsunuz. Ve karakterlerin yaşı gereği mi bilmiyorum biraz ergence ilerliyor bazı muhabbetler. Özellikle kitaptaki aşk üçgeni ve bu üçgenin iki kenarının abi kardeş olması sınırlarımı zorladı. Belki lise dönemlerimde okusaydım sevebilirdim ama şu an çok ortalama buldum. Yine de serinin devam kitabına şans vereceğim, umarım hayal kırıklığına uğramam.