Şer vasfını fiillere kazandıran, şuur sahibi insanoğludur. Fiillerin aslı Allah'a, vasıfları ise kullada aittir.
Bir İsveç atasözü, kötü hava yoktur,yanlış giyim vardır, der.
Şeytanın, Hz. Âdem'e secde emri gelinceye kadar hiç imtihan edilmediği rivayet edilir. Yıllarca meleklere vaizlik eden cinlerden bir varlıktı şeytan. Zaten adı kovulmuş manasına gelen şeytan değil, Azazil'di. Onun yeryüzünde secde etmediği bir yer kalmadığı da rivayetler arasındadır. Gözünün üstünde kaşın var bile denmemiştir ona. Dolayısıyla o kendini faziletli bir kul olarak görmekteydi. Hatta bir Allah aşığı sanıyordu kendini. Hz. Âdem'e secde emri söz konusu olduğunda o da fark etmiş oldu esasında kibirli bir kâfir olduğunu. Dolayısıyla kimin altın kimin bakır, kimin elmas kimin kömür, kimin
şeytan kimin melek, kimin Firavun kimin Musa olduğunun belirginleşmesi için musibetlere lüzum vardır.
Kendisinin dürüst olduğunu iddia eden biri bunu hangi şartlarda söylemektedir? Normal şartlarda her insan dürüsttür. Ortada dürüstlüğü zedelemeye sebep olacak bir baskı söz konusu olmadığında, dürüstlüğün gerçekliğinden ve insanların dürüstlük seviyeleri arasındaki farktan bahsedilemez.
İnsan da kendisinin hangi nispete dürüst olduğunu bir imtihandan geçmeden bilemez.
Cesur olduğuna inanan biri, gerçekten cesur mudur ve cesareti ne seviyededir? Sınırsız sandığı cesaretinin bir nihayeti ve haddi yok mudur? Kişi bu konuda imtihan edildiğinde, karşısına çıkan korkutucu hal karşısında gerçekten cesur olup olmadığını anlayabilir. Bir insanın çok fedakar olduğunu düşünmesi, hiç fedakarlık yapmak zorunda kalmamışsa, bir fikirden ibarettir. Birileri onun kapısını yardım için çaldığında imtihan başlar. Bu durum onun fedakarlığının gerçek mi yoksa sözde mi, az mı yoksa çok mu olduğunu ortaya çıkaracaktır.