"Her şeyin zamanı ve semanın altında olan her işin vakti var. Doğmanın vakti ve ölmenin vakti, dikmenin vakti ve dikilmiş olanı sökmenin vakti var. Öldürmenin vakti ve şifa vermenin vakti, yıkmanın vakti ve bina etmenin vakti var. Ağlamanın vakti... ve gülmenin vakti, raks etmenin vakti ve..."
Türk edebiyatında hem fantastik hem de tarihsel kurgu türünü başarıyla harmanlayan özgün eserlerden biri diyebilirim. Roman, 17. yüzyıl Osmanlı İstanbul'unda geçiyor ve okuyucuyu büyülü bir dünyanın içine çekiyor. Anar, tarihî olaylar ve kişilikler üzerinden çok katmanlı, metaforik bir anlatı sunmuş, aynı zamanda varoluş, kader, bilgi, gerçeklik gibi felsefi temaları işlemiş.
Romanın merkezinde, gezgin ve hayalperest Uzun İhsan Efendi ve oğlu Bünyamin yer alıyor. İhsan Efendi'nin oluşturduğu "Puslu Kıtalar Atlası", adeta dünyayı ve bilinci anlamlandırmaya yönelik bir sembol niteliğinde. Romanda rüya, gerçeklik, zaman ve mekân arasındaki sınırlar sürekli olarak bulanıklaşıyor ve bu da esere derin bir felsefi boyut katıyor. Anar’ın anlatısındaki bu belirsizlik ve katmanlı yapı, postmodern unsurlarla zenginleşmiş diyebilirim.
Anar’ın en dikkat çekici özelliklerinden biri, dildeki ustalığı. Osmanlı Türkçesi'ni tarihî terimlerin ve masalsı bir anlatımın iç içe geçtiği bu zengin dil, romanın atmosferini benzersiz kılıyor. Aynı zamanda okuyucuyu dönemin İstanbul'unun sokaklarında dolaştırırken, o dönemin ruhunu da başarıyla yansıtıyor.
Sonuç olarak, Puslu Kıtalar Atlası, yalnızca tarihsel bir roman değil; felsefi, fantastik ve postmodern unsurların harmanlandığı, derin düşünsel boyutlar taşıyan bir eser olup, Anar’ın dili ve hayal gücü de, bu eseri Türk edebiyatının unutulmaz yapıtları arasına sokmuştur.
Puslu Kıtalar Atlası
Bırak dünyanın haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam Dünyanın kendisini hiç görebilir mi?