"bundan sonra 'Merhaba' gibi sığ bir selamlaşmayı sıradan bir iş gibi yapmadığın müddetçe Tokyo'da yaşamak kokay değil. Şu an bizim ağırbaşlılık, dürüstlük gibi faziletler arayışına girmemiz, kendini asmış birinin ayaklarına sarılmaya benziyor. Ağırbaşlılık? Dürüstlük? Peh, boşverin. Karın doyurmaz bunlar. Eğer hafifliğine aldırmadan 'merhaba' diyemiyorsanız, geriye üç yol kalıyor. Biri köyümüze dönmek, diğeri intihar, öbürü de bir kadının parasını yemek."
Marksizm işçiyi üstün tutmayı vurgular. Herkesin aynı olduğunu söylemez. Demokrasi bireyin saygınlığını vurgular. Herkesin aynı olduğunu söylemiyor. (?)
Toplum dediğin şey sen değil misin?
(Toplum bunu kabul etmez.)
(Toplum değil. Sen kabul etmezsin, değil mi?)
(Eğer böyle yapmaya devam edersen, toplum sana iyi davranmaz.)
(Toplum değil yani. Sen.)
(Toplum seni canlı canlı gömer.)
(Toplum değil. Beni canlı canlı gömecek olan sensin, değil mi?)
Sen kendine bak. Korkunç, tuhaf, hilekar, rezil ve acuze kişiliğinin farkına var!
"Şu meşhur eski deyişi biliyor musun? 'Yoksulluk kapıdan girince aşk pencereden uçar.' Çoğu insan hep yanlış anlıyor. Bu, erkeğin parası bittiğinde kadının ondan ayrıldığı anlamına gelmez. Şu demek: Bir adamın parası bittiğinde... kalbini kaybeder, değersizdir. O kadar zayıflar ki gülemez bile, garip bir aşağılık kompleksine kapılır, çaresiz kalır ve kadını kendinden uzaklaştıran o adam olur. Bu noktada yarı delirir ve uzaklaşana kadar itmeye, itmeye ve itmeye başlar. En azından okuduğum bir kitapta öyle yazıyor. Üzücü, değil mi? Ne yazık ki bu duyguyu çok iyi biliyorum."