(Doğuya özgü hayalciliğe alışık olduğumdan mıdır, nedir? Ben gülden söz ettikçe aklıma bülbül gelir. Aslında bülbülün güle sevdalanmadığını bilirim. Ama o zavallı kuşun sevdalı tavırlarına baktıkça, minicik yüreğinde yüce bir sevginin gizlenmekte olduğuna inanmaktan da kendimi alamam. Eğer bülbül gerçekten sevdalıysa, bu, özgürlüğe olan sevdadır. Çünkü güller arasında özgürce dolaşıp, güzel güzel öterken, yakalanıp bir kafese konulunca şarkı söylemek şöyle dursun, çoğunlukla yaşaması bile mümkün olmuyor.)
Bahar günlerinde yeryüzünün tamamı yeşile bürünür.(Kendilerini insan sanan, fakat aslına bakılırsa, bitkiden tek farkları, istedikleri yere istedikleri zaman kendi arzularıyla gidebilmekten ibaret olan bazı beyler de, karşılaştıkları hanımlarla yeşillenmek için uğraşırlar.)
Melankoli
Sardıkça gönlü aşk, hayat ve arzu çemberi,
Duada boş kalır mahzun şairin elleri.
Mihnet altında takatsiz. yürek kanar, erir
Zalim kader şairlere hep ıstırap verir.
Fasit daire şeklinde bir bitmeyen çile.
Şair ömründen eksilmez çekmek kolay dile
Âlem mesut yaşar, bilmez elem keder nedir.
Şairin ruhu bir harap mabet viranedir.
Hülâsa şairin ömrü bir içli senfoni
Kalbinde bir misafirdir gitmez melânkoli.
R…G…O…
29 Aralık 1961
PLÂTONİK VE MELÂNKOLİK BİR AŞK
Gözlerim kör olsa yalnız senin aşkın kalır.
Yalnız senin saçların gözümün önünde dalgalanır.
Hey, Ulu Tanrım sen getirdin başıma bu işi,
Sen soktun kalbime aşk denilen şişi.
İstersen sevgilimi ver bana
İstersen kıy, vermiş olduğun bu tatlı cana.
Kalbim durmadan kanar
Ciğerlerim ateşler içinde yanar
Ömrüm benzesin son bahardaki yaprağa.
Ulu Tanrım çabuk yatır beni bu kara toprağa.
13. servisten T…A…D…H…H…
Prot. No. 963/539