Gece, düzen güçleri uykudadır. Bürokrasi, askeriye, okullar, polis, kısacası yaşamımızı düzenleyen tüm güçler uykudadır; sokakta devriye gezen nöbetçi polis dışında. Askerler de hepimizden önce yatağa girerler. Dünyanın bu en baskıcı kurumunun mensupları, en erken yatanlardır aynı zamanda. Aslında, tüm totaliter kurumlarda, daha doğrusu tüm kurumlarda (tüm kurumlar totaliter değil midir zaten?) insan her zaman erken yatmak zorundadır – yatılı okullarda, manastırlarda, ailede, cezaevlerinde, hastanelerde… Kişinin istediği saatte yatma hakkını destekleyen, bu özgürlüğe onay veren hiçbir kurum tanımıyorum. Aşk (?) üzerine kurulu olan ve iki kişinin özgür iradesiyle gerçekleşen evlilik kurumunda bile, çiftler yatağa aynı saatte girmezlerse, biri daha geç yatar, geceyi daha fazla yaşarsa, sorunlar çıkmakta gecikmez. Kurum her zaman “geç” yatanı suçlar, erken yatanı değil.
Birbirinizi sevin fakat aşkı zincir haline getirmeyin.
Ruhlarınızın sahilleri arasında dalgalanan bir deniz olsun aşk.
Birbirinizin tasını doldurun ama aynı tastan içmeyin.
Birbirinize ekmeğinizden verin ama aynı dilimden yemeyin.
Şarkı söyleyin ve dans edin birlikte ve eğlenin ama tek başınıza olun ikiniz de.
Kalplerinizi verin ama teslim etmeyin birbirinizin eline.
Çünkü yalnızca hayat avucunda tutabilir kalplerinizi.
Ve beraber durun ama çok yakın değil.
Çünkü ayrı durur tapınak sütunları
Ve birbirinin gölgesinde büyümez meşe ile selvi.