Annesinin düşlerinin tersine, mühendislik gibi sınırları çizilmiş, formülleri belirlenmiş bir alanda çalışmayı seçmiş, bir mühendis olmuş, ama annesinin bir gün bile, "oğlum mühendistir!" diyerek gururlanan sesini duymamıştı.
Gerçi mühendis olarak fazla varlık göstermemiş her telden çalmıştı. Bu yüzden daha çok 'serbest meslek sahibi', 'politikacı' ya da şimdilerde 'iş adamı' diye takılırdı ona.
"Her şeyin bir şekli var, her derdin bir ilacı...
Türlü türlü yemişler verir dünya ağacı.
Zafer çetin, ilim güç, bozgun kötü, aşk acı.
Hâlbuki bahtiyarlık: Belirsizdir ve tektir."
Günler, aylar, yıllar geçiyor fakat, ne çağırdığınız geliyor, ne kovduğunuz gidiyor. Dere kenarındaki söğüt ağaç misali bekliyorsunuz. Söğütün çürüğü özünden olurmuş, yar için ağlayan da gözünden olurmuş. Sen ağlamasını da bilmiyorsun üstelik. Zamanla söğüt ağacı gibi içten içe çürüdüğünün farkına varıyorsun.
Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş;
Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş.
Gökten gelerek gönlüne rüzgâr gibi inmiş,
Bir sır ki bu, ölsen bile asla açamazsın...