"Dağılmış kumral saçlarını yoluyor tırnaklarıyla yüzünü kanatıyordu. Acı onu insanlıktan çıkarmış, tuzağa düştüğü zaman korkusundan kendi kendisini paralayan bir canavar yavrusuna
benzemişti. Fakat onu görüşüm dediğim gibi su başlarında gül bahçelerinde olsaydı bilmem bu kadar sevecek miydim? ... Benim için sevmek bir başka insanın vücudundan ruhundan bir parça hükmüne girmek onunla beraber gülüp ağlamak ıstıraplarını
paylaşmak demekti."
" 'Bu kadar zaman içinde ben nasıl bu kadar değiştim?' ... Evet ben şimdi büsbütün başka bir adamım. ... Fakat çok yorgun ve ümitsizdim. Yukarıda söylediğim gibi bir köşede kendimi unutturmaktan bir parça başımı dinlemekten gayrı arzum yoktu."
"Hani vicdanının sesini daima dinleyecektin? ... 'Vicdanımın sesini daima dinleyeceğim' cümlesini okurken gayriihtiyari gözlerimden yaş geldi. ... Son felâketimin sebebi vicdanımın sesine itaat etmiş olmam değil miydi? ... Programdaki bu iki madde çatışıyordu. Öyle işler çıkacaktı ki vicdan 'yap' derken kanun 'yapma' diye nehyedecekti. Keza kanunun istediği bazı şeyler vicdana dokunacaktı. Bu vaziyet karşısında ne yapmak lâzımdı?!..."