"Bu satırları yazarken hâlâ onun zehir gibi acı ve öldürücü sözleri aklımdan çıkmıyor. Burada bu kırık masanın başında ilk satırları yazdığım gecelerdeki kadar nikbin değilim... Ben
zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile çekmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir... Anlıyorum ki değilmiş... Yollar görünmez kayalarla doluymuş... Onlara
çarpmamak lazımmış... Daha fenası gizli akıntılar varmış ki insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini gittikçe uzaklaştığını fark edemezmiş... Ta kendisini başka sahillere düşmüş
görünceye kadar..."
"Uğranılan haksızlıklar ve hakaretlere koyun gibi tahammül etmek insanlığın başlangıcıdır evlât. Daima söylerim ya... Toysun. Bu hayatta nezaket sökmez. Çaresiz alışacaksın... Meselenin ne olduğunu sormuyorum evlât... Fakat kısmen haklı kısmen haksız
olduğuna eminim..."
"Bundan evvelki cümlede istemeyerek kullandığım 'angarya' kelimesi beni düşündürdü. Utanıyorum. Netice itibariyle bu zavallı memleketin bu mağdur milletin hayır ve menfaati için yaptığım küçük ehemmiyetsiz birkaç işe 'angarya' demek nankörlük değil midir? ... Öyle ya insan birdenbire mi adam olur? ... Bu gece kendimden nefret ediyorum."