"Yalnız içimde müthiş bir boşluk hissi vardı. Hayatımın en dolu, en manalı zannettiğim bir devresi birdenbire boşalmış, bütün manasını kaybetmişti. En tatlı emellerinin tahakkukunu gördüğü bir rüyadan acı hakikate uyanan bir insan gibi içim çekiliyordu. Ona hakikaten dargın değildim; asla kızmıyordum. Sadece müteessirdim. "Bunun böyle olmaması lazımdı" diyordum. Demek ki beni bir türlü sevemiyordu. Hakkı vardı. Beni hayatımda hiç, hiç kimse sevmemişti."
"Acıyor mu?" Diye fısıldadı Hazar'ın yüzünü okşayarak.
"Yokluğun kadar değil," diye fısıldadı çocuk gözlerini kapatmadan önce.
Aklımdan geçen son cümleler hiçbir zaman Hazan'a okuyamadığı "Hoşça Kal" şiiriydi. Sözünü tuttu, şiiri okudu ancak onu öpemedi, öpemedi.
Gözlerini kapattı, koştu müzikten adam, müziğin içinden Tilki'sine koştu...