"Yitirdiğine hayıflandığı, akıp giden zaman ya da gençliği değildi. O, 18 20 yaşlarındaki delikanlının coşkusunu, beklentilerini, umutlarını, umutsuzluklarını, yaşama karşı kendini korumak için oluşturduğu savunma mekanizmalarını hissetmiyordu artık. Bu da doğaldı. Ama yine de özünde kendinden uzaklaştığını görmüştü. Değişmiyor, bozuluyordu. Çok sevdiği kentten sıkılmıştı. Onsuz yapamam dediği, kıskançlık krizlerine tutulduğu, uzaklaştığı için acılar çektiği kadın bir yıldız gibi kayıvermişti yaşamından. Yakıştırdığı özellikler pul pul üzerinden dökülürken herkes gibi bir kadın çıkmıştı karşısına. Onca acıyı çektiğine değmiş miydi? Yalnız onu değil, hayallerini de yitirmişti."
Cemil Kavukçu öykülerini birkaç aydır okuyorum. Sade ve akıcı dili, sakin anlatımı tüm kitaplarını okumama sebep oluyor.
Düşkaçıran Kaçan, Kovalayan, Yakalanan başlıkları altında üç bölümden oluşuyor. Kaçan bölümünde sevdiği kadınla beraberliği bittikten sonra yaşadıkları, kendinden, kentinden kaçışı anlatılıyor. Kovalayan bölümünde Madenci diye bahsedilen bir gezginin yaşadıkları anlatılıyor. Madenci gittiği yerleri benimseyemeyen, insanların arasına karışan, hikayelerini dinleyen, döndüğünde bu hikayeleri anlatan bir gezgin. Yakalanan bölümünde ise hayal ettikleri yaşamı elde edemeyen, o hayatta sıkışıp kalmış insanlar anlatılıyor.