"Çünkü kim dönüp gölgesine bakardı ki? Gölgemizin hiç ayrılmadan peşimizden geldiğini, adımlarımızı sessizce izlediğini hissederiz, kimi zaman da henüz bilincinde olmadığımız bir dilek gibi önümüzden koşar; ama onun aldığı o gülünç biçimlere dikkat etmeyiz, ve bu çarpık biçimde kendimizi bulmaya pek kalkışmayız."
Okuduğum Zweig kitaplarında dikkatimi çeken karakter analizi oldu. Bir insanın iç hesaplaşması, kendiyle konuşması hatta uğraşması anlatılmış Amok Koşucusu'nda. Bir doktorun anlık bir gururla aldığı karardan pişman oluşu anlatılıyor. Bu pişmanlığı ve bir sırrı saklama hikayesini bir geminin güvertesinde hiç tanımadığı birine anlatıyor.
Saramago diline geleni kendine özgü kelime oyunlarıyla, cümle yapılarıyla söyleyen bir yazar. Bir mesaj verme derdinde değil. Ya da bir derdini anlatma amacında değil. Defterler kitabının arka kapağını okuduğumda kitaptaki yazıların Saramago'nun blog yazılarından oluştuğunu görünce belki bu kez böyle bir yola başvurmuştur diye düşündüm. Ancak okuduğumda gördüm ki yazar yine aynı üslupla sadece fikirlerini dile getirmiş. Yazarın genelde romanlarını okumaya alışkın olduğum için bazen sıkıldığımda araya başka kitaplar girse de bir okumada hızla ilerleyen yazılardan oluşuyor kitap.