Günlük tarzında yazılan Bulantı Sartre'ın varoluşçuluğu irdelediği bir kitap. Bir adamın kendini, çevresini, kısacası tüm dünyayı sorgulamaya başlamasıyla günlük tutması da aynı zamanlara denk geliyor. Benim fikrim düşüncelerini anlattığında anlaşılmayacağı fikri onu yazmaya yöneltmiş yönünde. Bence bu adam yalnızlığından sıkılmamış, ondan kurtulmaya da çalışmıyor. Yalnızlığını kabul etmiş ve bir şeyin kabul edildiğinde anlam kazanır genel geçerliliğinin aksine her şey daha da anlamsızlaşmış onun için. Otodidakt dediği bir tanıdığıyla sohbet etmeleri ve tek iletişiminin neredeyse onunla olması, sanki otodidakt üzerinden insanları, hayatı anlamak için bir kere daha her şeye şans verdiğini düşündürdü bana. Oysa bu sohbetler onun daha çok sorgulamasına ve kendi tabiriyle her şeyden sadece bulantı hissetmesine sebep oldu.
"Gençlik yıllarında tam olarak yaşanmayan aşkın güzel rüyası, sorulamayan sorular, anlatılamayan arzular vardı, sözler verilir ama yerine getirilemezdi."
Unutulmuş Düşler öyküsünü Zweig'in Karmaşık Duygular kitabında da okumuştum ve bu kitapta daha ilk paragrafı okurken o öykü olduğunu hatırladım. Kısa ama anlamlı bir öykü aslında.