Konusunun tvde uyarlanan diziden farklı olduğunu biliyordum ama bir türlü kitabı da alıp okumaya niyetlenmiyordum. Kitapçıda karşıma çıktığında arka kapak yazısıyla merakım daha da artmasına rağmen kitabı rafa koydum. Ama sonraki birkaç gidişimde de kitabı arayıp koyduğum rafta bulamadım. Bu arada kitabın konusunu giderek merak ediyordum ve aldım.
Gülseren Budayıcığlunun akıcı, anlaşılır dilini, bilimsel verileri hikayeye serpiştirerek verdiği bilgileri, anlattığı kişilerin yaşadıklarının kendi iç dünyasındaki etkilerini anlatışı baştan beni zaten etkiledi. Kitapta başka hikayelere değinilse de asıl konu genç bir kızın, Ala'nın hayat hikayesi daha derinden anlatılmış. Küçük yaşlardan itibaren yaşadığı zorlukları psikiyatristi Gülseren hanıma anlatırken çok zorlanan, bazen anlatmaktansa doktorundan hikayeler dinlemeyi tercih eden bir kız Ala. Dış görünüşüyle, sesiyle, tavrıyla karşısındakileri sinir etse de aslında çok zeki, genel kültürü yüksek biridir aynı zamanda. Ala'ya oldukça sabırla yaklaşan Gülseren hanım sonunda onun hikayesini öğreniyor ve ona yardımcı oluyor.
Ala zorlukları erken yaşta görmüş, çok bocalamış, kendisine, potansiyeline haksızlık etmiş bir kız olsa da değişmeyi, hayata daha ılımlı, olumlu bakabilmeyi isteyen biri. Ben okurken yaşadıklarına üzülmekten çok içindeki güçle başardıklarını takdir ettim.
"Senden ne istediğimi sorup benden cevabını alamadığın o gece bir şarkı çalıyordu tam o sırada radyoda, güz ile ilgiliydi sözleri. O gecenin bir kokusu vardı, o gece oturduğumuz masanın içinde bulunduğu sokağın bir kokusu vardı. Bilirsin, kokular önemli; anlamıştım hemen! Bir daha ne zaman o şarkı çalsa o sokak kokusunun burnuma dolanacağını anlamıştım. Bu da sana söylemediğim şeylerden biri."