Beyaz Gemiyi ilk okuduğumda ortaokuldaydım. Küçük bir çocuğun hikayesi anlatılıyor kitapta. Bu çocuk annesi ve babası ayrıldıktan sonra dedesine bırakılmış. Dedesi torununa gözü gibi bakmaktadır. Çocuğun arkadaş olarak gördükleriyse dereler, ağaçlar, ormandaki çeşitli bitkiler, dedesinin kullanmadığını dürbünü. Onlara hayallerini anlatıyor, onlarla konuşuyor. En büyük hayaliyse dürbünüyle izlediği Beyaz Gemi'ye ulaşıp babasına kavuşmak. Hayalinde yarı balık, yarı insan olup beyaz gemiye yüzerek gitmek istiyor. Ama etrafında olan kötülüklere anlam veremeyen bu çocuğun hikayesi bambaşka bir şekilde bitiyor.
Cengiz Aytmatov'un birçok kitabını okudum ama en çok defalarca okuduğum Toprak Ana romanını seviyorum. Tolgonay ve Suvankul'un tanışıp, birbirlerine aşık olup evlenmeleriyle başlayan hikaye savaşın başlamasıyla ilerliyor. Geçimlerini topraktan sağlayan ailelerin erkekleri sırayla savaşa gidince köyde bütün sorumluluğu kadınlar, çocuklar ve yaşlılar alır. Tolgonay üç oğlu ve kocasını savaşa gönderip geliniyle hayat mücadelesi verir. Hasatın ekilip biçilmesinden, komşularından o sorumludur. Her gelen kara haberle aslında yıkılabilecekken tüm gücünü onlar için toplamak zorundadır. Ve yıllar geçip yaşlı bir kadın olduğunda da toprakla, onlara ekmek veren toprak anayla dertleşmektedir. Sakladığı bir sır vardır Tolgonay ananın. Bunu da bu sırrı zaten bilen toprak anayla paylaşmaktadır.