Derya

Derya
@_benderya_
IG--> instagram/ _ben.derya_
İnsan Kaynakları Yöneticisi
Yüksek Lisans
43 okur puanı
Nisan 2022 tarihinde katıldı
8/10
·280 syf.··
2025 25. kitabı
“Her yıl bahar yüzünü gösterdi mi, içimde sabırsızlık ve özlem, beklerim pusuda; sanki ötekilere hiç benzemeyen bir an çıkıp gelecek ve yeniden dirilip mucizesini önüme serecek; sanki öyle olacak ki, sonunda bir yol, şöyle bir saatlik bir süre boyunca, güç ve güzelliğin kendini açığa vuruşunu tastamam görecek, anlayacak ve hayatın nasıl gülerek topraktan baş verip gençlik taşan iri gözlerini gün ışığı karşısında aralamasını ben de onunla birlikte yaşayacağım. Ama her yıl beklediğim mucize, kendine özgü sesleri ve burcu burcu kokularıyla geçip gider önümden; sevilip yakarılmış, ama anlaşılıp kavranamamış.” Alman yazar Hermann Hesse’nin 1946 yılında Nobel Edebiyat ödülü alan ‘Gençlik Güzel Şey’ isimli romanı. İçerisinde 11 farklı öykü var. Kimi zaman çocukluğa, kimi zaman gençliğe, kimi zaman da yetişkinliğe değiniyor. Bunları farklı karakterler üzerinden anlatıyor. Kişi tasvirleri muazzam. Aynı zamanda doğa teması oldukça yoğun. Öyle ki, karakter ile birlikte siz de bir ormanda gezintiye çıkıp, göl kenarında balık tutabilirsiniz. Etraftaki çiçekleri görüp, onları hissedebilirsiniz. Örneğin ben bu vesileyle bilmediğim bir sürü çiçek ismi öğrendim :) Yakan sevda ve hanım kalbi gibi. Geçmişe duyduğu özlemin yanısıra, bir hikayesinde çocuklukta onu heyecanlandıran şeylere artık aynı gözle bakamadığını anlatıyor. Zaman zaman onları unuttuğu için özür diliyor. Genel hatlarıyla bir kıyasta mevcut. Tabii sadece bu tip öyküler yok. İlk aşk, ilk hisler, akran zorbalıkları hatta hayvanların gözünden insanlar nasıl görünüyor gibi mistik bir öykü de var. Fakat ben en çok burada takıldım: “Bir kez daha kanatlanıp o bahçeye uçarak ilk gençliğin duru sabah havasını solumak, bir kez daha, kısa bir süre için de olsa bir kez daha dünyayı Tanrı elinden çıktığı gibi yaşamak, bir kez
Gençlik Güzel ŞeyHermann Hesse · Can Yayınları · 2017895 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?

Derya

, bir kitap okudu
8/10
·280 syf.··
2025 25. kitabı
Hermann Hesse
7.7/10 · 895 okunma
10/10
·517 syf.··
2025 24. kitabı
“İçimde söylemek istediğim çok şey var sanki. Çok büyük şeyler. Bunları ifade etmenin yolunu bulamıyorum. Bazen bana öyle geliyor ki bütün dünya, bütün hayat, her şey içimde duruyor ve sözcüsü olmam için feryat ediyor. Hissediyorum… ama anlatamıyorum…” Jack London’ın yarı otobiyografik kabul edilen romanı Martin Eden. Kendi hayatında olan bazı kişiler, mekan, romanın geçtiği şehir Martin Eden’ ın hikayesinde de yer alıyor. Bu nedenle yarı otobiyografik denilmiş. Bu elbette ki daha etkileyici kılıyor romanı. Açıkçası yine hüzünle kapattım kitabı. Zengin kızla fakir oğlanın aşk hikayesi desem çok basite indirgemiş olurum. Zira aşk, bu hikayenin dörtte biri bile değil. Romanın ilk kırılma noktası, evet ilk görüşte aşk. Ancak sonrasında çok daha derinleşiyor hikaye. Toplumsal sınıf farklılıkları, burjuva denen kesimin sadece statü, para ve güce göre insanları değerlendirmesi, başarının azimle, inançla ve sabırla eninde sonunda yakalanabileceği, bir insanın değerinin başarıyla değil karakterle ölçülebileceği ve tüm bunların, yani paranın, şöhretin mutluluk getirmeyeceği bu kitapta öyle güzel vurgulanmış ki; aşk şurada dursun, kitabı bitirdiğinizde sadece bunları sorguluyorsunuz. Peki bahsettiğim ana temalar günümüzde de güncelliğini korumuyor mu sizce de? 1900’lü yılların atmosferiyle şimdi arasında ben bir fark göremiyorum açıkçası. Tüm bunların gölgesinde ise kendin olarak bu hayatta var olabilmenin zorluğu ne acı… Diğer yandan deniz ve denizci teması ilgimi çeken başka bir mevzu oldu kitaba başladığımda. Denizi her yönüyle bu kadar güzel tasvir etmesi benim gözümden dikkat çekiciydi. Velhasıl Martin Eden iliklerime kadar işleyen bir karakter oldu. Çok çok çok tavsiye ederim
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma
6/10
·308 syf.··
2025 23. kitabı
“Günün birinde uyandım, yatağımda doğruldum ve gülümsedim. Artık en ufak bir acı çekmiyordum ve birden, doğru insan diye bir şeyin olmadığını idrak ettim. Ne yeryüzünde ne de cennette. Öyle biri, öyle tek bir kişi yok. Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama kimsede, bizim diğerinden beklediğimiz ve umduğumuz şey yok. Kusursuz insan diye bir şey yok ve o mutluluk denen, harikulade tek adam aslında hiç var olmadı.” Macar asıllı yazar Sandor Marai’ nin okuduğum ikinci kitabı. İlki Mumlar Sonuna Kadar Yanar idi. Bu kitabında da yine monolog türünde yazılmış. Kitapta öne çıkan üç karakter var ve üçü de aynı olayı kendi iç sesiyle anlatıyor. Yani kitap üç bölümden oluşuyor. Aslında birilerine anlatıyorlar gibi okuyoruz biz. Bu bir aşk hikayesi ama sadece aşk üzerinde dönmüyor hikaye. 2. Dünya Savaşı’nın gölgesinde gelişen olayları, toplumsal statüleri, o dönemin burjuva takımını ve nasıl yaşadıklarını ve tüm bu şaşalı hayatın nasıl son bulduğunu detay detay okuyoruz. Kitapta beni yoran ve eleştirebileceğim tek husus var. O da uzun uzadıya metinler yazılmış olması. Yani asıl konuya gelene kadar konudan konuya geçiyor ve her türlü detaya giriyor. Bir olayın sonucunu öğrenene kadar sayfalar geçiyor bazı yerlerde. Bunun dışında beğendim. Cümle kalıpları ve betimlemeleri oldukça yerinde. Bazı yerlerde ters köşe yaparken bazı yerlerde de şok oluyorsunuz. Bütün hikaye mor kurdelenin ortaya çıkışıyla başlıyor diyeyim ve daha fazla spoiler vermeyeyim Mutlaka okuyun der miyim emin değilim ama tabii aşırı beğenenler de var. Ben arada kalanlardanım. Böyle durumlarda, kitabı okuyan birkaç kişi ile üzerine konuşmak iyi olabilir diye düşünüyorum. Çünkü bu tip kitaplar çok derinlikli ve herkesin başka bir şey çıkarabileceği kitaplar oluyor. Siz yine de bir
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,482 okunma