“Benim beş yaşındaki ufaklığa henüz Ejderha Sarayı’nın hikayesini anlatmadığımı hatırladım. O çok sevdiği su altı kalesinin gerçeğinin mutlaka bir yerlerde, suların derinliklerinde olduğunu. Özlemini duyduğumuz tüm o insanların, rengarenk balıklar burunlarını gıdıklarken yüz günün yüz yıl olduğu bir zamanda uyumaya devam ettiklerini.”
Bu kitabın yazarı, Japon edebiyatının önemli isimlerinden Osamu Dazai’nin kızı Yüko Tsushima. O da kendi döneminin çeşitli edebiyat ödülleri almış olan önemli Japon yazarlarından.
Kitap 60 sayfalık ve iki öyküden oluşuyor. Bir saatte okunabilecek bir kitap olmasına rağmen, kuşkusuz üzerine saatlerce düşünülebilecek bir kitap. Annelik, kadın olmak, 1950-1960’lı yılların (tahmini bu yıllar olduğu düşünülüyor) Japonya’sını da alt metinlerden çıkardığımız, travmaların ailede nasıl yön bulduğu ve nasıl bir etki bıraktığı, söylemek istenip söylenemeyenler, korkular, engelli insanların toplumdaki yeri vs… Bunların tümünü ise belirli objeler üzerinden vermesini oldukça yaratıcı buldum. Sular, şemsiye, duvarlar gibi. Genel çerçevede çok bağıran bir kitap değil, aksine sessizce haykırılmış bir şeyler var bu kitapta.
Edindiğim bilgiye göre yazar, aslında bu kitabıyla kendi hayatında yaşadıklarını anlatmış. Gerçekte de babası Osamu Dazai, kendisi daha çok küçükken suya atlayarak inti*ar ediyor. Engelli bir kardeşi var. Bunları öğrendiğimde daha çok etkilendim. Kendi hayatından iki kesiti, iki öyküyle birleştirmiş. Birini 1983 yılında, diğerini 2014’te yazmış.
Bir diğer etkilendiğim bölüm, rüyasında annesiyle yüzleştiği anları anlattığı bölüm oldu. Söyleyemediği ne varsa haykırdığı bölüm.
Son bir alıntıyla bitireyim.
“Bu kadar zaman sonra sana karşı kin ya da nefret duyduğum yok. Gördüğüm tek anne sendin. O yüzden diğer anneleri de sevemiyorum.