“Dudaklarından hiçbir söz duymamış olmasına rağmen bu çocuğu o kadar iyi anlıyordu ki sıcak bir akıntı dalgası gibi, içinde kavurucu bir merhamet yükseldi çünkü aslında ondaki kırılganlığı görmüştü; bu denli hırçın ve tehditkar olan inadının ardındaki akıl almaz yoğunluktaki paylaşılmak istenip reddedilen, esasında sevgiydi.
“Sessizliği seviyordu o. Sessizliği, yalnızlığı… Dalgasına taş atılmamalıydı. Bunun için de bütün gün koş oraya, koş buraya yorgun düşen adembabaların uykuya geçmesini beklemek lazımdı. Seviyordu geceleri. İlle kuvvetli Ay’ın Dünya’yı gündüze çevirdiği geceleri… Böyle gecelerde o durgun, o ağzından söz çıkmayan Hitit heykeli öylesine dile gelir, kendi kendine öylesine coşardı ki…