Çocukluğumda din tarihine geçmiş kişiler arasında kaderi bana en acıklı gelen, kırk gün boyunca onu gemiye hapseden tufan yüzünden Nuh Peygamber'di. Daha sonraları sık sık hastalanmaya başladım ve ben de uzun günler boyunca "gemi"de hapis kaldım. O zaman anladım ki, gemi kapalı, yeryüzü karanlık olduğu halde Nuh dünyayı en iyi gemiden görebilmişti. Nekahet dönemine girdiğimde, bir an olsun yanımdan ayrılmayan, geceleri de yanımda kalan annem "geminin kapısını açıp" çıktı. Ama tıpkı güvercin gibi, "o akşam yine geldi". Sonra tamamen iyileştim, annem de güvercin gibi "bir daha gelmedi". Tekrar yaşamaya başlamam, kendimden uzaklaşmam, anneminkiler kadar tatlı olmayan sözlere kulak vermem gerekti; hatta bununla da kalmadı, annemin o güne kadar hep yumuşacık olan sözleri de artık hayatın ve bana öğretmesi gereken görev bilincinin sertliğini taşıyordu. Tufanın tatlı güvercini, peygamberin sizin gittiğinizi görünce dünyanın yeniden doğuşundan ötürü yaşadığı sevince bir hüznün de karışmadığını düşünmek mümkün mü?