Sizi, biz yarattık. O halde tasdik etmeniz gerekmez mi?
(Rahimlere) döktüğünüz meniye (onun insan olmasına) ne dersiniz?
Onu (bir insan olarak) siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?
Aranızda ölümü takdir (ve vaktini tayin) eden biziz. Sizi (öldürüp veya helak edip yerinize) benzerlerinizi getirmemizin ve sizi bilmediğiniz bir âlem (olan âhiret)te yeniden var etmemizin kimse önüne geçemez.
Andolsun ki ilk yaratılışı(nızı) bildiniz. O halde (öldükten sonra da yeniden diriltileceğinizi) düşünmeniz gerekmez mi?
Söyleyin bana, ekip durduğunuz şeyi! Siz mi onu (yerden) bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
Dileseydik, elbette onu bir çer çöp yapardık. Siz de şaşar kalır (ve emek verdiğinize pişman olur)dunuz.
“Hakikaten biz borç altına girdik (ziyandayız), daha doğrusu (yiyecekten bile) mahrumuz.” (derdiniz).
Söyleyin bana, içmekte olduğunuz suyu, onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
Eğer dileseydik, onu tuzlu, acı bir su yapardık. O halde şükretmeniz gerekmez mi?
Söyleyin bana; (iki yeşil ağaçtan) çakmakta olduğunuz ateşi; onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? Biz onu bir ibret ve (çölde) konaklayanlara da bir fayda vesilesi yaptık.
O halde pek yüce Rabbinin adını tesbih et.
Yıldızların yerlerine (Kur’ an’a) yemin ederim ki doğrusu bu (yemin) eğer bilirseniz büyük bir yemindir.
Şüphesiz o, korunmuş bir kitapta (yazılı) olan pek şerefli/değerli Kur’an’dır ki O’na temiz olanlardan başkası dokunamaz.
(O) âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
Tanzimat aydını olsun, sonraki Batıcılar olsun gerçekte "kurum" (müessese) fikrinden hareket etmediler. Hukuk kurumlarının tepeden inme konulacağını, böylelikle onun kurulmuş olacağını sanıyorlardı veya en azından böyle görünüyorlardı. Oysa herhangi bir hukuk kurumunun insanların vicdanında, onların ortak bilincinde neşvunema bulmadıkça böyle bir süreçten sonra ortaya çıkmadıkça "kurum" niteliğini kazanmayacağı belliydi. Batı bunu biliyordu. Turkiye'deki Batıcı aydınlarsa Batılıların Turkiye'yi kendiliğinden koloni haline getirme (otokolonizasyon) oyununun farkında değilmiş gibi davranıyorlardı.
Ama kimi de var ki futbol maçını bir seyirci gibi tribünde seyrederek değil, sahada kan ter içinde kalarak, şevkle topun peşinde koşarcasına yaşar her ânını. Yağmur çamur olsa da, kazansa da kaybetse de hep sahadadır; o ânı tam anlamıyla yaşar. Şükür duygusu içerisindedir. Her güne, "Kendi yaşamımda varım, kendi yolculuğumu yapıyorum," kıvancıyla başlar.
Başka bir başarı daha varmış değil mi? Yaşam başarısı. Yaşam başarısı diğer bütün başarıları kapsar ve onlara anlam kazandırır. Okul, meslek ve aile başarısının eksiklerini ve gediklerini kapayan, tamamlayan bir doğası vardır. Peki, sizin etrafınızda bu konuşuluyor mu hiç? Konuşulmuyor. Sınıfta konuşuluyor mu? Konuşulmuyor. Ailenizde konuşuluyor mu? Konuşulmuyor.
Peki mutluluğun neyle alakası var? Bunları da sıralayalım.
Bır; aile ilişkileri. Mutluluğun, aile ilişkilerinin sağlıklı ya da sağlıksız oluşuyla çok yakından ilişkisi var.
İki; belirli bir miktara kadar gelir seviyesi.
Üç; mesleğin ve yaptığın işin senin için anlamlı olup olmaması.
Dört; kendine yakın bulduğun ve yanında rahat hissettiğin arkadaş-dost-komşu ilişkisi.
Beş; "Cesur ve bağımsız biri misin?" sorusuna kendi gözünden verdiğin yanıt. Kendi gözünde var olma cesaretine ne kadar sahipsin?
Altı; sağlık. Dikkat ettiniz mi? "Her şeyin başı sağlık," deriz ama mutluluk araştırmasında ancak altıncı sırada yer aldı.
Ve yedi... Bilin bakalım ne? Bu bir soru. "Değerlerinle vicdanın rahat mı?" Aşkınlık düzeyinde, yani inanç ve değerlerinle ahenk içinde yaşayan biri misin?
Duygularımız içimizdeki rehberin elçileridir. Öfke, hüzün, telaş, mutluluk, hayal kırıklığı, özlem; hepsi birer elçi ve bize bir mesaj vermeye çalışıyorlar. Bunlar biz uyanıkken verilen mesajlar. İçimizdeki rehber, vicdanımız, biz uyurken de rüyalar yoluyla mesaj vermeye devam eder.
Özellikle altını çiziyorum: Duygularınızı tanıyın ve onların köklerini bir an önce dikkate almaya başlayın.Yaşam size özgü öyle olaylar çıkarır ki karşınıza. Başkasına değil, sadece size. Aynı ortamda birçok insan olsa da yaşadıklarınız size özgüdür.
Tüm bunlar içinizde bir yerlerde saklı kalan bir duyguyu ortaya çıkarır. Unutmayın; o duygunun sizin geçmişinizle ilişkisi var, çocukluğunuzla ilişkisi var. O duygular size bir mesaj vermeye çalışıyor; farkına varmanız, üstünde durup düşünmeniz gereken bir şeye dikkati çekmeye çalışıyor. O duyguların içine girin, her gün takip edin, sorular sorun. Sizinle geçmişinizle ilgili; anneniz babanızla, eğitiminizle, öğretmeninizle, arkadaşınızla ilgili...
Bunlar o gün yaşamınızda kendiniz olarak var olup olmadığınızı size söyler. İnsan kendi içinde yaşayan değerlerini; konuştuğu değil, yaşayan değerlerini; duygularının farkına vararak akıldan ziyade kalbiyle keşfeder.