beşikten mezara talebe

beşikten mezara talebe
@_birkul_
وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪ âmâdedir,lütfûna vabestedir ebediyet bahçelerim... Tarih | Felsefe | Sanat | Kitaplar | Doğa
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Mefhûm - Anlama, kavram, mânâ"
Bir kültürde mefhûm ile düşünmek meydandan çekildi mi, o kültürün iç yapısını siyasî dil örmeye başlar; artık hâsıl olan fikir değil, gürültüdür.
Sayfa 61·Kitabı okudu
Alıntı
İnsanın en büyük korkusu, var olma değil, yok olma korkusudur; korku hayreti, dolayısıyla anlamı boşandırır; korku var ise insan vardır; insan var ise anlam orada durmaktadır. Anlam, ancak anlamakla idrâk edilir. Bu nedenle dinî öğretiler, vazgeçilmezliklerini her zaman korurlar; çünkü en insanî sorulara değerler: Varlık'ın, hayatın ve dahi insanın anlamına...
Sayfa 59·Kitabı okudu
Alıntı
Kitap bitmesin diye bilerek yavaş okunur mu (:
İslâm'ın mesûl insanı belki mahkûm ve mazlûm değildir; ama Mevlâna'nın da dediği gibi, yine de yaşadığı gurbetten ve çektiği öz-(i)-lemden dolayı mahzûndur; hüzünlüdür: Usûlun ve kelâmın mesûl insanına, tasavvufun kattığı mahzûn sıfatıyla hâllenmek, belki de günümüzde bizleri, vehhâbî-selefi katılıktan koruyacak yegâne sığınaktır. Kim bilir? Fark, yine, belki de, gülü, kantarla (usûl ve kelâm) tartmak ile gülle (irfân) tartmak arasındaki fark kadardır...
Sayfa 54·Kitabı okudu
Alıntı
"Namaz, müminin mirâcıdır." hadis-i şerîfi dikkate alındığında, yukarıda dile getirilen, mirâc hâdisesinin nasıl sürekli bir tekrara konu olduğu görülebilir. Başka bir deyişle, her mümin Tanrı'nın katına, huzura çıkarılır, muhâtab alınır, kendine namaz teklif edilir ve mükellef olarak, emâneti yüklenmiş olarak geri döner; insanın en büyük emâneti yine kendidir; çünkü insan, kendine emânettir; kendine emânet edilmiştir. Bu haliyle insan, Yeryüzü'ne döndüğünde mesûl bir kişi olduğu bilincine tekrar bürünür. İşte bu nedenle dinî ve yaşama ilişkin diğer felsefi ve ideolojik öğretiler, temel ilkelerini mensuplarına sürekli tekrar ettirerek, o müşterek âidiyetten pay almalarını sağlarlar; ama aynı zamanda o müşterek aidiyet içinde kişilere, kendilerine has tarzlarını oluşturma fırsatını da verirler. Bu nedenle denmiştir ki, dinî/felsefî bir dizgenin gücü, ona mensûbiyet duyan bir kişiye, dizge içinde kendi bakış açısını üretme imkânı verip vermediği ile ölçülür.
Sayfa 53·Kitabı okudu
Alıntı