Derinin yıkıcı ve yanlış bir sevgi yoluyla yitirilebileceğini
fark etsek de, doğru ve derin bir sevgi yüzünden de yitirilebilir. Ruh derilerimizin çalınmasına neden olan şey tek başına bir kişinin ya da şeyin doğruluğu ya da yanlışlığı değil, bu şeylerin bize olan bedelidir de. Zaman, enerji, gözlem, dikkat, eşlik etme, özendirme, öğretme, ders verme, eğitimi açısından bize bedelinin ne olduğudur. Psişenin bu hareketleri, psişik tasarruf hesabından nakit çekmek gibidir. Sorun, bu enerjiyi nakit çekmeleri kendisi de değildir, çünkü bunlar hayat alışverişinin önemli bir parçasıdır. Ama derinin kaybolmasına ve kişinin en keskin içgüdülerinin solup donuklaşmasına neden olan şey, hesaptan fazla para çekilmesidir. Bir kadına psişik olarak ölmekte olduğunu hissettiren şey daha fazla enerji, bilgi, fikir ve heyecan yatırımının olmamasıdır.
Biz daha huzurlu bir hayat alanını yitirince, bunu geleneksel olarak tatille telafi ediyoruz. İnsan, tatilin kendisine zevk vermesini beklese de, çoğu zaman durum hiç de böyle olmuyor. Omuz ve sırt kaslarımızın gerilerek ağrımasına neden olan işlerimizi bir parça da olsa azaltmak, gündelik uyumsuzluğumuzu telafi edebilir. Evet, tatilin yararları mutlaka vardır, ama ruh benlik-psişe için, barınakla aynı önemi taşımaz."mola"ya da"ara verme"eve geri dönüşle aynı şey değildir. Dinginlik, yalnızlıkla aynı şey değildir.
Buralarda sözcükler açık havada donar ve söylenenlerin anlaşılabilmesi için konuşanın sarf ettiği cümlelerin dudaklarından çözülüp ateşte eritilmesi gerekirmiş.
Charles Simic'in bu şiiri, hepimiz için nihai bir ders olabilir: "havlamayı bilmeyenler, sürülerini bulamazlar." Vahşi kadını yeniden çağırmak istiyorsanız, tutsak olmayı reddedin. İçgüdüleriniz dengeye ayarlanmış olsun-beğendiğiniz yere atlayın, dilediğinizce havlayın, var olanı alın, etrafınızdaki her şeyi keşfedin, bırakın gözleriniz duygularınızı göstersin, her şeye baksın, görebileceklerinizi görsün. Kırmızı ayakkabılarla dans edin, fakat bunların, ellerinizle yaptığınız ayakkabılar olduğundan emin olun. Yaşam dolu bir kadın olacağınıza söz verebilirim.
Toplum, kadının doğal hayatına düşman olduğunda, kadın da kendisine yapıştırılan küçük düşürücü ya da saygısız yaftaları kabullenmek yerine, çirkin ördek gibi dayanmalı, direnmeli ve ait olduklarını aramalıdır-tercihen de kendisini aşağılayanlardan daha çok yaşamalı, daha fazla gelişmeli ve daha çok yaratmalıdır; üstelik bunları yapabilir de.