Bir kitabı açtığımda okumuyorum, gürül gürül sesler geliyor, tüm kahramanlar, anlatıcılar konuşuyor... Kelimeler, anlamlarından boşalmış bir halde üzerime ses olarak akıyorlar...
İki kişi arasında geçecek olan ama son anda vazgeçilerek buruşturulup bilinçaltının çöp sepetine atılacak olan pek çok duygu aslında tam da hakikati ortaya çıkarır.
Edebiyat bu yüzden vardır ve bu iç konuşmayı dışarı verir.
Belki de en iyi anlaşma biçimi buydu: iç konferans. Çünkü iki insan arasındaki konuşma her zaman hakikatten kopuktur. İnsan konuşmaya başladığı andan itibaren hakikat kapıları kapanır, bilinç, dayatmaların, kuralların, maslahatların emrine girer. Çünkü kimse o an saf kendisi değildir, pek çok şeyi hesap ederek konuşur, konuşma uzadıkça insan kendisinden uzaklaşır, yabancılaşır. Söyledikleri aslında söylemek istedikleri değildir. Dil, iki kişi arasındaki hakikati ortaya çıkaramaz, aksine anlamı boşluğa düşürür. Bu yüzden konuştukça, söyleyemediklerimizi daha net görür, aslında konuştuklarımızın söylemek istediklerimizden az ve farklı olduğuna tanıklık ederiz. Oysa bu anlar hakikatin kendisidir. Bu nedenle dudaklar kapandığında iç ses hakikati dile getirmeye başlar.