Acı, elem, üzüntü, keder, kayıplar, umut ve mücadele...
Küçük toprak sahiplerinin, kapitalizmin kıskacında hayatlarını sürdürmek için verdikleri mücadeleyi iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir eser.
Fazlaca hüzün içerdiği için okuması zor bir kitap oldu benim için. Kitabı düşünürken bile kelimeler boğazımda düğümleniyor. Anlatacak çok şey var ama kelimeler kifayetsiz kalır. Kitabı okurken zaten o duyguya girmeniz kaçınılmaz.
Kadının hayattaki dik duruşu ve umudu diri tutma mücadelesi de oldukça bariz.
"Artık erkeklere söz kalmamış görünüşe göre. Cadının biri oldu çıktı..." (Syf.490)
Aileyle birlikte seyahat edip, onlarla aç kalıyorsunuz, çadır kurup tente açıyor, şilte katlayıp toplanıyorsunuz.
"Bazen telaşa kapılıyorum. Cesaretimi kaybediyorum.
Kaybetmiş halini hiç görmedim.
Geceleri oluyor bazen." (Syf.444)
Bir ailenin yaşadıklarına tanık olurken toplumun sorunlarını da yakından görmüş oluyoruz.
"Kıyma isterseniz libresi yirmi sente.
Pek pahalı değil mi? Son aldığımda on beş sentti diye hatırlıyorum.
Ya, öyle... pahalı... Ama beri yandan ... pahalı sayılmayabilir de. Kıymayı almak için kente inmeye kalkarsanız bir galon benzin yakarsınız. Yani demek ki bu fiyat fazla da sayılmaz, çünkü bir galon benzini harcamıyorsunuz."(Sfy.458)
Fareler ve İnsanlar kitabıyla yüreğimizi dağlayan yazarımız John Steinbeck bu eseriyle de aynı başarıyı göstermiş. İnsanın muhakkak kendinden bir şeyler bulacağı bir eser. Okunmasını şiddetle tavsiye ederim
"Nasıl görünürse görünsün yüzünü seveceğim; çünkü o senin yüzün."
Kitabın en etkileyici bölümlerinden biriydi bu cümlenin geçtiği bölüm. Kitabı çok merak etsem de, dizisinin çok