“Yunus ki süt dişleriyle Türkçenin
Ne güzel biçmişti gök ekinini”
der Cemal Süreya.
Öyle arı öyle duru işler şiirini Bizim Yunus. Ama bu yalınlık sanatından hiçbir şey eksiltmez. Yunus Emre’yle naçizane gönül bağı kurmuş biri olarak tekrar tekrar başa dönerek, aynı dizeleri defalarca kez okuyarak, hiç bitirmemek isteyerek bitirdim bu kitabı.
Rivayet odur ki, Yunus Emre 3 bin şiir yazmış. Molla Kasım ona hasımlık hissedip, şiirlerinde kendi gönül mahkemesince şirk görüp, binini yırtmış dereye atmış. O bin şiiri balıklar ezberlemiş. Binini ateşte yakmış. O şiirler ateşin özüne işlemiş. Devam etmiş Molla Kasım, ta ki Yunus Emre’nin,
“Derviş Yunus bu sözü
Eğri büğrü söyleme
Seni sigaya çeker
Bir Molla Kasım gelir”
dörtlüğüne geldiğinde anlamış hatasını. Kim bilir o dereye karışan, ateşe sinen şiirlerde nasıl aşk gizlidir..
“Ey Yunus, sen dostunun cefâsına katlangıl,
Yüreğine aşk okun vurmayan âşık mıdır?”