Ne yalan söyleyeyim kitabı bu kadar beğeneceğimi düşünmemiştim. Vladimir Nabokov'un Lolita'sıyla karşılaştırılan bu eser bana göre Lolita'dan kat ve kat güzeldi. Lolita, okurken çok zorlandığım bir eser oldu çünkü pedofilik düşünceleri okumak son derece rahatsız edici. Naomi'yi de bu şekilde okuyacağımı düşünüp koşullanmıştım ama yanılmışım.
Naomi 15 yaşlarında, Avrupai görünümlü bir genç kızdır. 28 yaşındaki Coci, Naomi'yi görür görmez vurulur ve hayatının ideal kadın profilini inşa edebileceği bir kurban bulduğu için sevinir. İçten içe planını devreye koyar ve bu kıza geleneklerden uzak tamamen Batı özentisi bir hayat sunar. Müzik, dans, dil.. bir sürü ders aldırır. Zarafeti ve görünüşü için elindeki tüm imkanlarını seferber eder. Fakat Coci'nin unuttuğu bir şey vardır: Naomi'nin kendi içinde farkettiği o gücü.
Yanlış tercih ve yanlış düşüncelerin kurbanı olan iki aptal'ın hikayesi diyebiliriz. Çünkü iki karakterin de sağlam bir değer yargısı yok. Değer yargılarının üzerine inşa edilemeyen çarpık ve bozulmaya meyilli bir karakter profilleri olma yolunda emin adımlarını atan iki uyumsuz ve uygunsuz figürlerdir.
Naomi: Aile denen o bütünleyici yapının, ne havasını, ne de suyunu görmüş bir kız değildir. Ne yazık ki ilk temeli zaten çürük. Hele bir de Coci gibi batı özentisi birinin elinde yanlış yönlendirilince narsist, bencil, manipülatif duygular edinerek karakter gelişiminin en riskli olduğu bir dönemde kendini yanlış bir şekilde ehlileştirir.
Coci: En az Naomi kadar suçlu, bencil ve çıkarcı bir profildir. Belki kitabın başından sonuna kadar Naomi suçlanan bir figür olsa da yalnız değildir. Çünkü bu işi başlatan ve ipleri elinde tutan bir diğer kişi de Coci'ydi. Yani suç ortağıydı. Naomi'yle olan ilişkisi artık mazoşist bir hâl alır. Fakat ne Coci ne de Naomi
Ne yalan söyleyeyim kitabı bu kadar beğeneceğimi düşünmemiştim. Vladimir Nabokov'un Lolita'sıyla karşılaştırılan bu eser bana göre Lolita'dan kat ve kat güzeldi. Lolita, okurken çok zorlandığım bir eser oldu çünkü pedofilik düşünceleri okumak son derece rahatsız edici. Naomi'yi de bu şekilde okuyacağımı düşünüp koşullanmıştım ama yanılmışım.
Naomi 15 yaşlarında, Avrupai görünümlü bir genç kızdır. 28 yaşındaki Coci, Naomi'yi görür görmez vurulur ve hayatının ideal kadın profilini inşa edebileceği bir kurban bulduğu için sevinir. İçten içe planını devreye koyar ve bu kıza geleneklerden uzak tamamen Batı özentisi bir hayat sunar. Müzik, dans, dil.. bir sürü ders aldırır. Zarafeti ve görünüşü için elindeki tüm imkanlarını seferber eder. Fakat Coci'nin unuttuğu bir şey vardır: Naomi'nin kendi içinde farkettiği o gücü.
Yanlış tercih ve yanlış düşüncelerin kurbanı olan iki aptal'ın hikayesi diyebiliriz. Çünkü iki karakterin de sağlam bir değer yargısı yok. Değer yargılarının üzerine inşa edilemeyen çarpık ve bozulmaya meyilli bir karakter profilleri olma yolunda emin adımlarını atan iki uyumsuz ve uygunsuz figürlerdir.
Naomi: Aile denen o bütünleyici yapının, ne havasını, ne de suyunu görmüş bir kız değildir. Ne yazık ki ilk temeli zaten çürük. Hele bir de Coci gibi batı özentisi birinin elinde yanlış yönlendirilince narsist, bencil, manipülatif duygular edinerek karakter gelişiminin en riskli olduğu bir dönemde kendini yanlış bir şekilde ehlileştirir.
Coci: En az Naomi kadar suçlu, bencil ve çıkarcı bir profildir. Belki kitabın başından sonuna kadar Naomi suçlanan bir figür olsa da yalnız değildir. Çünkü bu işi başlatan ve ipleri elinde tutan bir diğer kişi de Coci'ydi. Yani suç ortağıydı. Naomi'yle olan ilişkisi artık mazoşist bir hâl alır. Fakat ne Coci ne de Naomi
Ergen duygularıyla dolu bir kitap.. daha ötesi olduğunu düşünmüyorum. Bu kadar abartılma nedeni kesinlikle biz kadınların hassas olduğu konular. İşleyebilmiş mi? Yok. Peki biz bu kadar güçsüz müyüz? Bu şiirler mi bizi güçlü yapıyor? Hiç sanmıyorum, sadece yaşadığımız şeyleri ergen gibi sunup aşağı çekiyor. Duygu yoksunu sen ve ben kelimesinden, cinsellikten ayrılmayan kamyon arkası sözler. İnsan edebiyat istiyor ajitasyon değil. Hislerimizin daha iyi tercümana ihtiyacı var. Abartıldığı kadar güzel olduğunu düşünmüyorum.
Süt ve BalRupi Kaur · Pegasus Yayınları · 20179,7bin okunma
Ovidius'un Dönüşümleri, uzun zamandır listemde olup sırasını bekleyen kitaplardan biriydi. Dante okurken ikisini de beraber götürmenin daha kolay olacağını düşünürken tam tersine büyük bir külfet oldu. İki dev esere yaptığım en büyük haksızlık sanırım bu girişimimdi, ağzımın payını aldım. Bu yüzden ilk önce Dönüşümleri bitirme kararı aldım. İyi ki okumuşum, gerçekten çok güzeldi.
Ovidius bizlere Homer'in İlyada ve Odysseia'sını da dahil ederek daha farklı ve çeşitli hikayeler sunmuş. Hatta Troia Savaşı'nın o kasvetli hâlini bertaraf etmek için düğün sonrası kargaşa havasını hissettirmeye çalışmış ve bence çok güzel olmuş. Çoban Paris'in aşkı yüzünden çekilen onca şey bir düğünden kalan koca bir gerginlik olarak nitelendirdiği Troia Savaşı'nı basite indirgenerek zihinlerde kolay yer edinmesini temenni etmiş diye düşünüyorum.
Dönüşümler Homer gibi direkt olarak Yunan mitolojisinden beri gelen bir içerik değil, Ovidius'un bu kadar dolu bir eser çıkarabilmesi belki de bundan kaynaklanıyor. Çünkü Ovidius, Dönüşümleri Roma mitolojisi üzerinden bize aktarıyor ki onun elinde Homer'den daha fazla kaynak ve alan var. Her ne olursa olsun Homer'in Yunan ve Roma mitolojisi üzerindeki hakkını yiyemeyiz ve gölgelendiremeyiz.
Kitabı okurken çalakalem okumak istemedim. Kitap hakkında yazılmış çeşitli makale ve yazılar eşliğinde özümseyerek götürmeye çalıştım iyi ki de öyle yapmışım sizlere de tavsiye ederim. Kitabının isminin Dönüşümler olması ve bu fikir üzerinden ilerlemesi ise dahiyane bir fikir. Çünkü mitoloji, tanrıların, insanların ve canlıların dönüşüm geçirdiği bir dünya. Bir bakmışsınız kuğu olmuşsunuz, bir bakmışsınız ağaç.