Korkunç olan buydu işte. Ölümden sonra dirilmeye inanmak istemiyordu. Çünkü orada, herkes, birbirinin yaşadığı sürece neler yaptığını bilebilecekti. Yüz yüze gelinecek, yüzleşilecekti. Dayanılmaz bir şeydi bu. Olamazdı. Tanrı bu kadar acımasız olamazdı.
Hepsi kendi içlerinde, birer küçük ve yalnız tahta parçacığıydılar, ama, bir "puzzle"ın parçaları gibi, bir araya geldikleri zaman, birbirlerini tamamlıyorlardı. Her biri, ötekinin neyin parçası, neyin köşesi, hangi görüntünün tamamlayıcısı olduğunu biliyordu. Her biri her an, ötekilerin ne yaptığını; her biri, her an, ötekilerin ne düşündüğünü biliyordu.
Ölüm ne yapabilirdi ki onlara? Onlar yaşamın kendisiydiler. Sevgiydiler. Coşkuydular. Bu hep böyle sürüp gidecekti. Doya doya yaşadıklarının farkında bile olmadan.