Köşe yazılarını arada takip ettiğim, iğneleyici dilini sevdiğim yazarın okuduğum ilk kitabıydı. (Sanırım aynı zamanda son kitabı.)
Kitabı kimi yere göğe sığdıramıyordu, kimi ise eleştiri bombardımanına tutuyordu. Bu kadar çok olumsuz yorumun sebebini özel basım olduğunu düşünerek eleştirileri bir kenara bırakıp başladım. Bildiğimiz Atatürk kitaplarından farklıydı. Kendisi, ailesi ve çevresindekiler hakkında pek dile getirilmeye ya da önemsenmemiş olaylar vardı. Biz onun adını hep savaşların anlatıldığı cümlelerde gördük. Bir kadını severken, balolarda dansederken ya da yokluk döneminde nasıl zorluklar yaşadığını görmedik. Kitap bu konuda sizi doyurabilir. Hatta yer yer gözleriniz dolabilir.
Ancak gerçekliğinden şüphe duyduğum ya da hakkında daha çok bilgi almak istediğim olayları araştırdım. Bahsedilen konuyu bulmak için bir çok site, makale karıştırmak zorunda kaldım haliyle kitabı okumam baya uzun sürdü. Hala yoğun çabam sonucunda gideremediğim soru işaretleri var. Bu kadar bilgiyi bir arada toplamak da emek lakin yazar kaynakça hazırlamış olsaydı kitabın kalitelisi bu kadar düşmezdi sanırım.
Tarih kaynak ister. Bilgilerin asıl kaynağı olan akademisyenlerin, araştırmacıların yıllarını verdiği çalışmalara ne bir atıf ne de kaynakçada yer verilmiş. Afedersiniz kaynakça yoktu. Yılmaz özdil bu kitabı on yılda yazdığını(!) söylemiş ya da on yılda emek hırsızlığı mı demeli.
İktidar gücünü şahsi servet yapmak için kullanmadı.
Şahsi servet yapmadı.
“İnsan sadece hürriyet vasıtası olarak paraya sahip olmalıdır, paraya esir olmak için değil" diyordu.
1934'te Türkiye'ye ziyarete gelen İran Şahı'nı İzmir'e götürdü, İzmir Milli Kütüphanesi'ni gezdirdi. Dünya tarihinde misafir devlet başkanını kütüphaneye gezmeye götüren ilk ve tek devlet başkanıydı!