Halkın suskun ve çok sabırlı bir kederi vardır. Kabuğuna çekilir ve susar. Ama bir de kendini helak ettiği kederi vardır: Bir anda gözyaşlarıyla başlar ve o dakikadan sonra sızlanmalara dönüşür. Bu, özellikle kadınlarda görülür. Ancak bu da suskun kederden daha kolay değildir. Burada sızlanmalar sadece yürekteki yarayı daha da depreştirerek ve yüreğini helak ederek dindirilir. Böylesi bir keder, teselli edilmek de istemez, çaresizlik duygusuyla beslenir.
Aklıma düştü gözlerin
Boynumu büktüm ağladım
Elveda dediğin yerin
Yanına çöktüm ağladım
Oturduk sanki göz göze
Hayalinle ben diz dize
İki çay söyledim bize
Bir tütün yaktım ağladım
Ateştin bardaktın çaydın
Olmazdın bunca, olsaydın
Yalnızdım ve yanımdaydın
Sanma ki tektim ağladım
Cihanda sensizlik kadar
Ne bir dert ne de çile var
Sensizlikte sen vardın yar
Ben bende yoktum ağladım
Anılar gezdi kanımda
Seni aradım yanımda
Tespih gibi her anımda
Hasreti çektim ağladım
Her seven boyun eğmiş
Ayrılık ne yaman şeymiş
Gözden yaş dökmek neymiş
Gözümü döktüm ağladım
Artık yaşamına tükürmek istiyordu. Ah, onu nasıl bir şey sanmıştı halbuki hep, hep boştu... Şöhret, açgözlülük, aşk... Hepsi, hepsi boştu, tutunacak, yaşamda dayanılacak hiç, hiçbir şey yoktu, ölümden başka hiçbir gerçek, hiçbir şey sonsuz değildi...