Sonra söyledikleri ağzından neden çıkıyor bilmiyor; umduğu gibi empatiden mi, yoksa hayatının son bir ayında karşısına çıkan olanaksız ve mucizevi dönemeçlere açık açık göndermede bulunarak böbürlenmekten mi? “Bak ne diyeceğim Felix” diye söze giriyor, “benim de çok uzun süre arkadaşım olmadı, ilk kez arkadaşım olduğunda senden büyüktüm.” Felix’in kulak kabarttığını görmekten çok hissediyor. “Ben de arkadaşım olmasını istiyordum” diyor artık ağır ağır, kelimelerini tartarak. “Hiç arkadaşım olacak mı, olacaksa nasıl, ne zaman diye çok merak ettim.” Parmağını koyu vernikli ceviz masada, Felix’in matematik kitabının sırtında, önündeki su bardağının soğuk camında gezdiriyor. “Sonra üniversiteye girdim, her nedense benimde arkadaş olmaya karar veren insanlarla tanıştım ve bana bildiğim her şeyi onlar öğrettiler, ciddi söylüyorum. Beni olduğumdan daha iyi bir insan haline getirdiler, getirmeye de devam ediyorlar.
Ne demek istediğimi şimdi değilse de bir gün kavrayacaksın. Bence arkadaşlığın bütün numarası, senden daha iyi insanlar bulmak, daha akıllı, daha karizmatik değil, daha sevgi dolu, cömert ve bağışlayıcı insanlar bulup onlara sana öğretebileceklerinden ötürü saygı duymak, senin hakkında ne kadar iyi veya kötü şeyler söyleseler söylesinler kulak vermek, bir de onlara güvenmek, ki en zoru budur. Ama en güzelidir de.”
Uzun süre sessiz kalıp durdurulduktan sonra bile bazen kendiliğinden çalışan ayarsız metronomun tıkırdamasını dinliyorlar. “Sen de arkadaş edineceksin Felix” diyor sonunda.