Kabullenmek, olanları onaylama anlamına gelmez. Aksine, kendi yoluna bakabilmesi içindir. Çünkü kabulleniş, insanın o şiddetli öfkesini de acısını da sağaltır. Takılı kaldığı ama değiştiremediği o halin onu yavaş tüketmesinin önüne geçer. Beynin, bedenin ve ideallerin işlevselliğini bozmasına mâni olur.
İnsan bir zorluk ve sıkıntıyla karşılaştığında, çabaladığı halde işler istediği gibi rayında gitmediğinde; çaresizliğine, kimsesizliğine odaklanacağına ya da başkalarından medet umacağına Allah'ın en güzel vekil olduğunu hatırlayıp sırtını O'na dayasa, Allah nice ummadığı kapıları açacaktır. Asıl sahibe güvendiğinde, insanın yoluna ummadığı kimseler aracı olur. Hiç tahayyül etmediği imkân ve yollar açılır. Oysa biz asıl hükümdarı unutuyor onun yardımcılarına ümit bağlıyoruz.
Dolayısıyla insan arkasını dönse suret değiştirecek, kendi meşuliyetlerine kafa yormaktan seni unutacak bir varlığa dayandığında, yıkılışı da hazin oluyor.
İnsanı hasta eden de iyileştiren de başına ne geldiği ya da ne gelmediği değil olanları nasıl yorumladığı ile ilgilidir. İnsan kendini mutsuz olduğuna inandırdığı kadar mutsuzdur.