Öğrencinin kendisiyle ilgili takınacağı edeplerden birisi şudur: Gecesinin ve gündüzünün vakitlerini taksim etmeli, ömründen geri kalan kısmı ganimet bilmelidir. Çünkü geri kalan ömrünün kıymetine denk hiçbir şey yoktur.
Çoğumuzun yakındığı bir durum bu. Bir gün 24 saat olmasına rağmen sanki bize daha azmış gibi geliyor. Peki bunun sebebi nedir? Bu sorunun cevabı için birçok parametreyi ele almamız gerekir aslında. Örneğin, uyku, beslenme, zaman yönetimi... ama bugün bunlardan bahsetmek yerine biraz geçmişe giderek zamanın kıymetini bilen insanlar günlerini ne yapmışlar, nasıl geçirmişler ki bugüne kadar hem isimleri hem de eserleri ulaşmıştır buna bakalım. Örneğin İbni Hacer’in eşi Ünse Hanım. 10 evlat doğurmuş birisi ve kendisi muhaddis. Nereden baksak bir kadın bir çocuk doğurduğu zaman 2 yılını o çocukla ilgilenerek geçiriyor. Peki o zamanlarda vakit nasıl yetiyordu da şimdi yetmiyor? Sanırsam sorun vakit meselesi değil. Vakit var. Çünkü her asırda bir gün 24 saattir. Vakit var ama vaktin bereketi yok, ihlası yok. Bu sebeple ne vakit yetiyor bize ne de mekan. Ne ilim öğrenmeye vaktimiz kalıyor, ki bu kadar teknolojiye ve imkanlara rağmen, ne de yapacağımız işlere vakit kalıyor. Allah vaktimizi bereketli ve ihlaslı kılsın. Zamanının kıymetini bilenlerden eylesin... (amin)
Farklı genç olan, zamanın rolünü oynayan iyi müslüman kim biliyor musunuz?
-Benim ümmetim diyip internet bataklığında kalmış bir gencin peşinden yalvararak onu kurtarmaya çalışan, kendisini ümmetin halifesi yerine koyan delikanlıdır. O, dininin hizmetkârıdır. Bu çağın sahabesidir...
Nureddin Yıldız