Esra

10/10
·64 syf.·
2026 44. kitabı
Kitabı bitirdiğimde duygularımı nasıl ifade edeceğimi bilemedim. Uzun zamandır inceleme yazmıyorum ama bu kitabı anlatmak, duygularımı burada kayıt altına alıp, ilerde tekrar dönüp bakmak istedim. Başlarda Cun’un o vazgeçmiş hâli… Özellikle şu söz çok etkiledi beni: "Düşünmek bile ıstırap veriyordu… Geçmişle ve gelecekle ilgimi kesmiştim." Sanırım hayatımızın bir döneminde hepimiz bu duygudan geçiyoruz. Üstelik tam da böyle bir dönemden geçerken bu kitabı okumak, benim için ayrı bir şanstı. Bu yüzden bu duruma vesile olan Sena biricik dostum, kardeşim ne kadar teşekkür etsem az, ne söylesem eksik... Cun, geçmişi ve geleceği düşünmeyi kendine yasaklıyor. Çünkü biliyor ki düşünürse içinden çıkamayacak. Tam bu noktada bir adam çıkıyor karşısına: "Sende bir şişman görüyorum." Her şey o cümleyle başlıyor. Kitabın başında yaşama hevesi olmayan Cun'a, kitabın sonunda "Yaşamak istiyorum" dedirtmeyi, ona ulaşmayı başarıyor. Kendini herkese, hatta kendi iç sesine bile kapatan birinin kalbine dokunabilmek… İşte beni en çok etkileyen buydu. Hayatta bazen umutsuzluğa ve isteksizliğe düşüyoruz. O an fark edemiyoruz ama aslında hayatın birçok yolu, birçok penceresi var. Mesele, hangi pencereden baktığın. Görünmeyenin ötesinde de bir gerçek vardır. Hayatımız bir yolculuk, eğer sadece sona odaklanırsak ya da kendimizi ve hayatı tanımaktan kaçarsak, yolun kıymetini anlayamıyoruz. Dilerim hepimizin hayatında, bu yolculuğa anlam katan; bizi "sona" değil "şimdiye" döndüren insanlar olur. Kitaptan bir alıntı:" Asıl olan yolun sonuna ulaşmak değil o yolda yürümektir." Yazarla ilk kez bu kitapla tanıştım ve diğer kitaplarını da çok merak ediyorum... Okuyacak olanlara keyifli okumalar dilerim :)
Şişmanlayamayan SumocuEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 20121,119 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Bir şair gördüm, konuşurken bir zambağa "siz" diyordu..
9/10
·42 syf.·
2026 35. kitabı
Dün gece ansızın beni çağıran bir kitap oldu. Sanki o an neye ihtiyacım olduğunu hissetmişti. Benimle konuşmak, bana iyi gelmek ister gibiydi.Doğanın ortasında benimle sohbet etmiş gibiydi. Öyle cümleler vardı ki.. okurken hissettiğim duyguları kelimelere dökmek belki de mümkün değil. İncelemelere baktığımda din konusunda eleştirildiğini gördüm. Bu beni gerçekten üzdü. Oysa kendisinin de dediği gibi: “Gözleri yıkamalı başka türlü görmeli, kelimeleri yıkamalı..” Sohrap Sepehri, insanlığa dair her şeyi doğayla iç içe, incelikle anlatıyor. Doğayı bir metafor gibi kullanarak derin anlamlar kuruyor. Keşke kitabın devamı olsaydı… Sayfalar dolusu süren, hiç bitmeyen bir anlatı, kesilmeyen bir duygu seli… Aynı derinlikle okumaya devam edebilseydim. Diğer kitaplarını da okuyacağım. Beni çağırdıkları zaman.. “Ve ölümden korkmayalım” diyen bir şairin, 51 yaşında hayata veda etmiş olması… Bu da ayrı bir tezat. “Benim ruhum gençtir. Bazen heyecandan kekeler… Ruhum bazen yol ağzında duran bir taş gibi gerçektir.” İşte böyle bir ruhla yazılmış bu eser. Konuşurken zambağa “siz” diyen bir şair… İmgelerle, tezatlıklarla şiire bambaşka bir derinlik katmış. Sitemleri bile incelik taşıyor. “Bir tebessümün arkasında gizlidir her şey.” Zor değil.. bir gülümseme. Okuyun, okutun.. ve hep gülümseyin :)
Suyun Ayak SesiSohrab Sepehri · Pan Yayıncılık · 20081,400 okunma
10/10
·269 syf.·
2026 28. kitabı
Çok beğendiğim ve İhsan Oktay Anar ile tanışmama vesile olan Suskunlar’ı, otuzlu ya da kırklı yaşlarımda tekrar okuduğumda bambaşka gözlemler yapacağıma eminim. Yirmili yaşlarımın başındaki benden, ilerideki kendime bir not: Bu kitabı mutlaka tekrar oku. İncelememe başlamadan önce bolca araştırma yapıp gördüğüm ancak incelememe hepsini ekleyemesemde bol miktarda metafor kullanarak bir çok konuya değinmiş yazarımız. Her ismin anlamı veya ne sebepten dolayı o isme sahip veya yaşanan her olay ya da şöyle söyleyeyim çoğu cümle bir şeye işaret ediyor. Suskunlar ; musiki, tasavvuf, dinler tarihi ve insan ruhu üzerine ustaca ve dahice hazırlanmış bir eser. Romanın Lale Devri yani III. Ahmed döneminde geçmesi, o dönemin musikiye verdiği önemi de arka plana değil doğrudan hikâyenin merkezine yerleştirir. Bu eserde musiki bir süs değil, adeta varoluşun dili, hakikate ulaşmanın bir aracıdır. Kitabın en zorlayıcı yönlerinden biri zaman kurgusu; olaylar doğrusal bir şekilde ilerlemiyor, sürekli geçmiş, şimdi ve gelecek arasında gidip gelen parçalı bir yapı var. Bu durum ilk başta gerçekten zorladı hatta bir ara yarım bırakmak istedim ancak sabrettim okumaya. Kitabın sonunda bütün parçalar birleşiyor ve her şey anlam kazanıyor. Bu karmaşıklığa rağmen anlatım bütünlüğü asla bozulmuyor. Karakterler ise yalnızca birer kişi değil, aynı zamanda insanın iç dünyasının parçaları gibi. Kalın Musa’nın neredeyse trajikomik boyuta ulaşan cimriliği, onun maddiyata bağımlılığını simgelerken; kardeşi Hüseyin Efendi, çalgılı kahvehanesiyle daha yumuşak ve sığınılacak bir liman gibidir. Veysel, sanatla var olan ama babası tarafından bastırılan bir ruhtur; kemençesiyle hayata tutunur ancak bir olay sonucu trajik bir şekilde cezalandırılır. Davut cesareti ve tutkuyu temsil ederken, onun ikizi
Suskunlarİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202611,8bin okunma
Spoiler İçerir!
10/10
·261 syf.·
2026 27. kitabı
Hayran kaldımm… Atsız’ın kalemini çok seven biri olarak, bu eseri gerçekten büyük bir beğeniyle okuduğumu söyleyerek başlamak isterim. Hüseyin Nihal Atsız, bu romanda yalnızca bir hikâye anlatmıyor; okuyucuyu doğrudan tarihin içine çekiyor. Eser, Ankara Savaşı sonrasında Osmanlı Fetret Devri ile başlayan çalkantılı süreci, ardından Mehmet Çelebi,Düzmece Mustafa olaylarını ve II. Murad dönemini temel alan güçlü bir tarihî arka plan üzerine kuruludur. Yıldırım Bayezid’in oğullarından İsa Bey’in oğlu olan Deli Kurt, daha doğmadan kaderin sert yüzüyle karşılaşır; taht mücadelelerinin acımasızlığı nedeniyle bir tehdit olarak görülmemesi için annesi Bala Hatun ile birlikte gizlice uzaklaştırılır ve kimliğini bilmeden büyütülür. Bu noktada İsa Bey’in sadık adamı Çakır, dostluk ve güven duygusunu derinden hissettiren bir karakter olarak öne çıkar. Onun süt annesi Satu Kadın ise adeta Anadolu’nun vücut bulmuş hâlidir; süt oğlu Çakır’a, kendi yetim oğlu Enver’e ve emanet edilen gizli şehzadeye aynı şefkatle yaklaşan, emeği, sabrı, merhameti ve direnciyle gerçek bir Anadolu kadınıdır. Roman boyunca tarih yalnızca bir arka plan değil, aynı zamanda karakterlerin kaderini şekillendiren bir güç olarak hissedilir. Kaderin ironisiyle İsa Bey yerine Mehmet Bey’in, ardından da II. Murad’ın tahta geçmesiyle, aynı soydan gelen iki farklı “Murat”ın hayatı keskin bir karşıtlık içinde ilerler. Biri köklerini bilmeden büyüyüp sipahilikten alaybaşılığa yükselirken, diğeri şehzadelikten padişahlığa uzanır. II. Murad’ın yorgunluğu ve tahtı henüz çocuk yaşta olan II. Mehmed’e bırakması da dönemin ağırlığını hissettiren önemli bir detaydır. Bu tarihî atmosfer içinde okur, savaşlara, mücadelelere ve insan hikâyelerine tanıklık ederken kendini olayların tam ortasında hisseder; kimi zaman üzülür,
Deli KurtHüseyin Nihâl Atsız · İrfan Yayıncılık · 200019,7bin okunma
Puan vermedi·87 syf.·
2026 26. kitabı
Vatan Yahut Silistre, maalesef okumakta geç kaldığım ama her satırında etkisini özellikle vatan sevgisini çok fazla hissettiğim bir tiyatro eseri oldu." Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.Toprak,eğer uğrunda ölen varsa vatandır" _Mithat Cemal Kuntay İlk sahnelendiğinde, tiyatrodaki insanlar vatan sevgisiyle coşmuş, sokaklara dökülerek protestolar yapmışlardır. Bunun üzerine, Namık Kemal Mağusa'ya sürgüne gönderilmiştir. Yaklaşık 38 ay zindanda kalmasına rağmen yazmaktan vazgeçmemiştir. “Vatan” adıyla sahnelenen bu eser, Namık Kemal sürgüne gönderildikten sonra “Silistre” adıyla Anadolu’nun çeşitli yerlerinde oynanmaya devam etmiş, zamanla bu isimle günümüze ulaşmıştır. Eser; vatan sevgisinin yanı sıra İslam Bey ve Zekiye’nin aşkını, dostluğu, ve özellikle fedakârlığı derin bir şekilde işler. İslam Bey, vatan uğruna sevdiğini ardında bırakıp Silistre Kalesi’ne savaşmaya giderken “Beni seven arkamdan gelsin” der. Zekiye’nin erkek kılığına girerek cepheye gitmesi, orada yıllardır özlemini duyduğu biriyle karşılaşması ve Abdullah Çavuş’un ve Sıdkı Bey'in varlığı esere ayrı bir derinlik katar. Okuyun, okutun. Mustafa Kemal Atatürk’ün sözüyle bitirmek isterim: “Benim bedenimin babası Ali Rıza Efendi, duygularımın babası Namık Kemal, fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir.”
Vatan Yahut SilistreNamık Kemal · Kapra Yayıncılık · 202127,6bin okunma