Dün gece ansızın beni çağıran bir kitap oldu. Sanki o an neye ihtiyacım olduğunu hissetmişti. Benimle konuşmak, bana iyi gelmek ister gibiydi.Doğanın ortasında benimle sohbet etmiş gibiydi. Öyle cümleler vardı ki.. okurken hissettiğim duyguları kelimelere dökmek belki de mümkün değil.
İncelemelere baktığımda din konusunda eleştirildiğini gördüm. Bu beni gerçekten üzdü. Oysa kendisinin de dediği gibi: “Gözleri yıkamalı başka türlü görmeli, kelimeleri yıkamalı..”
Sohrap Sepehri, insanlığa dair her şeyi doğayla iç içe, incelikle anlatıyor. Doğayı bir metafor gibi kullanarak derin anlamlar kuruyor.
Keşke kitabın devamı olsaydı… Sayfalar dolusu süren, hiç bitmeyen bir anlatı, kesilmeyen bir duygu seli… Aynı derinlikle okumaya devam edebilseydim. Diğer kitaplarını da okuyacağım. Beni çağırdıkları zaman..
“Ve ölümden korkmayalım” diyen bir şairin, 51 yaşında hayata veda etmiş olması… Bu da ayrı bir tezat.
“Benim ruhum gençtir. Bazen heyecandan kekeler… Ruhum bazen yol ağzında duran bir taş gibi gerçektir.”
İşte böyle bir ruhla yazılmış bu eser. Konuşurken zambağa “siz” diyen bir şair… İmgelerle, tezatlıklarla şiire bambaşka bir derinlik katmış. Sitemleri bile incelik taşıyor.
“Bir tebessümün arkasında gizlidir her şey.”
Zor değil.. bir gülümseme.
Okuyun, okutun.. ve hep gülümseyin :)