Tıpkı bir çiçek kadar güzel ve narindi İlay ama bir o kadar da güçlü, sağlam, dirençli. Akçabardak( karanfil) misali... direnişin, umudun ve baharın simgesi olan zarif bir çiçek gibi. Yeniden büyüyen..
Bir yandan Bulgar isyanı ile savaşırken, diğer yandan masum sevgisi ile kalbimde yer edinen İlay'ın mücadelesi beni çok etkiledi.
İlay’ın yaşadığı iç çatışma, sadece dışarıdaki savaşla sınırlı değil; en çok da kendi içinde verdiği sessiz mücadele hissediliyor. Sevdiğiyle arasında kalan duygular, umutla korku arasındaki ince çizgide gidip gelişi, onu daha da gerçek kılıyor. Sadece bir roman karakteri değil, sanki o dönemin içinde gerçekten yaşamış biri gibi hissettiriyor.Roman ilerledikçe sadece bir isyanın değil, insan ruhunun da ne kadar farklı yönlere savrulabileceğini görüyorsun. Sevgi bile bazen bir sığınak olurken bazen en büyük sınav haline geliyor.
“Siz de bir çiçeğin toprağından kopup yeniden kök salışına, direnişin ve umudun sessiz ama güçlü hikâyesine tanık olmak istiyorsanız bu kitabı okuyun.”
Tıpkı bir çiçek kadar güzel ve narindi İlay ama bir o kadar da güçlü, sağlam, dirençli. Akçabardak( karanfil) misali... direnişin, umudun ve baharın simgesi olan zarif bir çiçek gibi. Yeniden büyüyen..
Bir yandan Bulgar isyanı ile savaşırken, diğer yandan masum sevgisi ile kalbimde yer edinen İlay'ın mücadelesi beni çok etkiledi.
İlay’ın yaşadığı iç çatışma, sadece dışarıdaki savaşla sınırlı değil; en çok da kendi içinde verdiği sessiz mücadele hissediliyor. Sevdiğiyle arasında kalan duygular, umutla korku arasındaki ince çizgide gidip gelişi, onu daha da gerçek kılıyor. Sadece bir roman karakteri değil, sanki o dönemin içinde gerçekten yaşamış biri gibi hissettiriyor.Roman ilerledikçe sadece bir isyanın değil, insan ruhunun da ne kadar farklı yönlere savrulabileceğini görüyorsun. Sevgi bile bazen bir sığınak olurken bazen en büyük sınav haline geliyor.
“Siz de bir çiçeğin toprağından kopup yeniden kök salışına, direnişin ve umudun sessiz ama güçlü hikâyesine tanık olmak istiyorsanız bu kitabı okuyun.”
Dün gece ansızın beni çağıran bir kitap oldu. Sanki o an neye ihtiyacım olduğunu hissetmişti. Benimle konuşmak, bana iyi gelmek ister gibiydi.Doğanın ortasında benimle sohbet etmiş gibiydi. Öyle cümleler vardı ki.. okurken hissettiğim duyguları kelimelere dökmek belki de mümkün değil.
İncelemelere baktığımda din konusunda eleştirildiğini gördüm. Bu beni gerçekten üzdü. Oysa kendisinin de dediği gibi: “Gözleri yıkamalı başka türlü görmeli, kelimeleri yıkamalı..”
Sohrap Sepehri, insanlığa dair her şeyi doğayla iç içe, incelikle anlatıyor. Doğayı bir metafor gibi kullanarak derin anlamlar kuruyor.
Keşke kitabın devamı olsaydı… Sayfalar dolusu süren, hiç bitmeyen bir anlatı, kesilmeyen bir duygu seli… Aynı derinlikle okumaya devam edebilseydim. Diğer kitaplarını da okuyacağım. Beni çağırdıkları zaman..
“Ve ölümden korkmayalım” diyen bir şairin, 51 yaşında hayata veda etmiş olması… Bu da ayrı bir tezat.
“Benim ruhum gençtir. Bazen heyecandan kekeler… Ruhum bazen yol ağzında duran bir taş gibi gerçektir.”
İşte böyle bir ruhla yazılmış bu eser. Konuşurken zambağa “siz” diyen bir şair… İmgelerle, tezatlıklarla şiire bambaşka bir derinlik katmış. Sitemleri bile incelik taşıyor.
“Bir tebessümün arkasında gizlidir her şey.”
Zor değil.. bir gülümseme.
Okuyun, okutun.. ve hep gülümseyin :)
Suyun Ayak SesiSohrab Sepehri · Pan Yayıncılık · 20081,400 okunma