Zikirden evvel geziyor dağlara, taşlara, aya, güneşe, yıldızlara bakıyor fakat insan hiç tesirlenmiyordu. Ne zaman ki zikrullâha devam etti, o kimsenin ruhu uyandı, eşyanın hakikatini gördü, hayran oldu. Ondan önce belki de kırk sene bakmıştı ama hiçbir şeyin farkında değildi. Şimdi ise habbeyi kubbe kadar görüyor artık.
Beden gözünün görmesi başka, kalp gözünün görmesi başkadır. Bu eşyaya kalp gözüyle bakılınca eserden müessire geçilir. Ve o kimse eşyanın yaratıcısı olan Mevlâ Tealâ'yı bulur. O zaman başlar konuşmaya: "Ey Rabimiz! Bu kâinatı boşuna yaratmadın. Ben şimdiye kadar bakmış lâkin bir şey anlamamıştım. Kalp gözlerim açılınca bunların yaratıcısının sen olduğunu bildim." der.
Bir insan kafa gözü ile meselâ güzel bir mendil görse hatırına onu kim yaptığı sorusu gelir. Kalp gözü açık olan kimse de görmüş olduğu mahlükata bakarken onları yaratanı düşünür. Kalp ve Ruh devamlı zikir vasıtasıyla görmeye başlar. Görünce tefekkür eder.