Fatıma

Müstezâd
Gülzar-ı hüsünsün benim ey gonca dehanım Gülşende el canım Atma sineme gamzen okun kaşı kemanım Dinle bu figanım Rahmet bu sinem yaresine ey şep-i huban Çeşmin hele giryan Sensiz bu kerem kânı benim şah-ı cihanım Ey yusuf sanim Gel etme benim hicr ile bu didemi giryan Bağrımda bu hicran Efganıma rahmet benim ey tuti zebanım Ey taze civanım Ey kaşı keman cam ile uşşak meye döndü Kaddim neye döndü Bu devr-i felekte hele bir Gevherî kânım Âlemlere şanım Gevheri
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Dost bağının meyveleri erişti
Dost bağının meyveleri erişti Ayva benim alma benim nar benim Çeşmim yaşı ummanlara karıştı Cefakarım sitemkarım var benim Yedi derya boz-bulanık selinden Halk-ı alem aciz kaldı dilimden Ben bülbülüm ayrı düştüm gülümden Efgan benim matem benim zar benim Mail oldum kisvesine tacına Bend olmuşum siyah zülfü ucuna Mansur gibi asılırım saçına Kakül benim, perçem benim dar benim Gevheri der kime gönül katayım Gevherimi nadanlara satayım Dost bağında bülbül gibi öteyim Gülşen benim güller benim har benim Gevheri
Şiir
Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana
Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana (Sevgili!) İçimdeki dertler ile, yaş dolu gözlerim senin için ağlayacak olsa, (gönlümdeki) gizli sırlarım (gözyaşlarıma) gâlip gelir ve (sırlar) sana aşikâr olurdu. Mesned-i hüsn üzre sen ben hâk-i rehde pâymâl Mûr hâlin nice arz ede Süleyman'ım sana Sen güzellik tahtında (oturuyorsun): bense yolunun toprağında pâymâl (ayaklar altında) kalmışım. Hâl bu iken a Süleyman'ım, sana bir karınca (denli âciz olan) durumumu nasıl arz edeyim? ' Divân edebiyatında Süleyman ihtişâmı; karınca da acziyet ve zayıflığı temsil ettiği için şair de kendini karınca; sevgilisini Süleyman olarak nitelendirmiştir.' Şem'i gör kim meclisinde ağlayıp başdan çıkar Hoş yanar yıkılır ey şem'-i şebistânım sana Muma da bak! Senin (bulunduğun) meclisinde ağlayıp baştan çıkmakta. Ey odamı aydınlatan! O mum senin için ne de hoş yanıp yıkılıyor. 'Mum yanarken, baştaki fitilin kenarlarından ağlıyormuş gibi akar. Şair buna gıpta ediyor ve onu sevgilinin aşkı ile baştan çıkmış veya o uğurda başını vermiş olarak gösteriyor.' Subh gibi sâdık olduğum gam-ı aşkında ben Gün gibi rûşen durur ey mâh-ı tâbânım sana Ey ay gibi parlayan sevgilim! Benin sana karşı, aşkının yolunda sabah kadar sâdık olduğum, (doğrusu) gün gibi âşikârdır. Dün rakîbin cevrini men' eyledin ben hastadan Eyledi te'sir gûyâ âh u efgânım sana Dün rakiplerimin, aşkının hastası olan bana yaptıkları eziyetleri meneyledin. Galiba âh ve feryatlarım sana tesir etmiş! Zahm-ı hicrân şerhi çün mümkün değildir dostum Sîne-çâkinden haber versin girîbânım sana Dostum! Anlaşılan o ki (bağrımdaki) ayrılık yarasının şerh etmek mümkün görünmüyor. (Bari) açık duran şu yakam, (aşkından dolayı) göğsümdeki (şerha şerha olmuş) yarıkları sana göstersin
Şiir
ey sevgili
Leyla’ya, Leyla demek Mecnun’luğa taliplikmiş şimdi bana Leyla’dan geçmek düşer bu, ayrılığın tek çaresiymiş/   gitmeli buralardan bu su kendini çoğaltıyor seni andıkça her teşekkürde sen muhakkak karşımdasın tüm şairler seni tanıyor sanki hep seni yazıyorlar ağzımda deniz kokusu bu vapur da sana boşalıyor ey sevgili!   sen unutulduğun kadar sevgilisin İbrahim’in yüreğine ateş üfler nefesin Bak, bu karınca da çatladı merhamet yolunda seni hangi kavme tufan olarak gönderdiler ahh Leyla, ey ademoğlunun en büyük imtihanı sen ve gece, siyah üstüne siyah bu ceylan da kan kusar ey sevgili!   buralardan gitmeli diyorsam sen elbet beyaz olan her şeyden aklımdan, şu çiğ düşmüş kirpiklerimden yani bu yağmur seni hatırlatmalı bu deniz, bu çay bahçesi başkalarının olmalı   tüm mezarlıklarda geçerli referansın bu şehir de sen gibi artık gittikçe unutuldu ölüler
Şiir
Deli Atlar Zamanı
burada herkesin delirmekten sustuğu yerdeyim baktığım suretlere ayna olamayan ben içimin sarkıtlarından salladım kendimi tekinsiz bir rüyayım şimdilerde kim yorumlasa tersine akıyor ırmaklar göğün dibini deldiğimden beri huzursuz atlar koşuyor içimde diktiğim sökükler ellerimi kanatmaya yetmedi yetmedim kimseye kaçtığım şehirler ardımca yağmalandı topuklarıma iğneler batırdılar kendime geleyim için gelmedim gelemedim dünyaya geldiğim gibi kendime richter ölçeğini bozan bu sarsıntıyı alın göğsümden kızılca kıyametler kopuyor saç diplerimde gömleğine kan bulaşmamış babamın gözlerinden çaldım ben yaşamayı annem ki ev hanımıydı bilmezdi devlet nedir darbe kim oturduğum sokakta bunalıma girilmezdi mesela ben girdim avuçlarımı dolduran antidepresanlar ruhumdaki gedikleri kapatmadı kızlar pencere kenarlarında gelinlik rüyalarına yatarken renkli kalemlerin çizdiği kara bir leke oldum apostrofun kestiği yerde not düştüm kendime:
Şiir