Gülzar-ı hüsünsün benim ey gonca dehanım Gülşende el canım
Atma sineme gamzen okun kaşı kemanım
Dinle bu figanım
Rahmet bu sinem yaresine ey şep-i huban
Çeşmin hele giryan
Sensiz bu kerem kânı benim şah-ı cihanım
Ey yusuf sanim
Gel etme benim hicr ile bu didemi giryan
Bağrımda bu hicran
Efganıma rahmet benim ey tuti zebanım
Ey taze civanım
Ey kaşı keman cam ile uşşak meye döndü
Kaddim neye döndü
Bu devr-i felekte hele bir Gevherî kânım
Âlemlere şanım
Gevheri
Dost bağının meyveleri erişti
Ayva benim alma benim nar benim
Çeşmim yaşı ummanlara karıştı
Cefakarım sitemkarım var benim
Yedi derya boz-bulanık selinden
Halk-ı alem aciz kaldı dilimden
Ben bülbülüm ayrı düştüm gülümden
Efgan benim matem benim zar benim
Mail oldum kisvesine tacına
Bend olmuşum siyah zülfü ucuna
Mansur gibi asılırım saçına
Kakül benim, perçem benim dar benim
Gevheri der kime gönül katayım
Gevherimi nadanlara satayım
Dost bağında bülbül gibi öteyim
Gülşen benim güller benim har benim
Gevheri
Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana
Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana
(Sevgili!) İçimdeki dertler ile, yaş dolu gözlerim senin için ağlayacak olsa, (gönlümdeki) gizli sırlarım (gözyaşlarıma) gâlip gelir ve (sırlar) sana aşikâr olurdu.
Mesned-i hüsn üzre sen ben hâk-i rehde pâymâl
Mûr hâlin nice arz ede Süleyman'ım sana
Sen güzellik tahtında (oturuyorsun): bense yolunun toprağında pâymâl (ayaklar altında) kalmışım. Hâl bu iken a Süleyman'ım, sana bir karınca (denli âciz olan) durumumu nasıl arz edeyim? '
Divân edebiyatında Süleyman ihtişâmı; karınca da acziyet ve zayıflığı temsil ettiği için şair de kendini karınca; sevgilisini Süleyman olarak nitelendirmiştir.'
Şem'i gör kim meclisinde ağlayıp başdan çıkar
Hoş yanar yıkılır ey şem'-i şebistânım sana
Muma da bak! Senin (bulunduğun) meclisinde ağlayıp baştan çıkmakta. Ey odamı aydınlatan! O mum senin için ne de hoş yanıp yıkılıyor. 'Mum yanarken, baştaki fitilin kenarlarından ağlıyormuş gibi akar. Şair buna gıpta ediyor ve onu sevgilinin aşkı ile baştan çıkmış veya o uğurda başını vermiş olarak gösteriyor.'
Subh gibi sâdık olduğum gam-ı aşkında ben
Gün gibi rûşen durur ey mâh-ı tâbânım sana
Ey ay gibi parlayan sevgilim! Benin sana karşı, aşkının yolunda sabah kadar sâdık olduğum, (doğrusu) gün gibi âşikârdır.
Dün rakîbin cevrini men' eyledin ben hastadan
Eyledi te'sir gûyâ âh u efgânım sana
Dün rakiplerimin, aşkının hastası olan bana yaptıkları eziyetleri meneyledin. Galiba âh ve feryatlarım sana tesir etmiş!
Zahm-ı hicrân şerhi çün mümkün değildir dostum Sîne-çâkinden haber versin girîbânım sana
Dostum! Anlaşılan o ki (bağrımdaki) ayrılık yarasının şerh etmek mümkün görünmüyor. (Bari) açık duran şu yakam, (aşkından dolayı) göğsümdeki (şerha şerha olmuş) yarıkları sana göstersin
Leyla’ya, Leyla demek Mecnun’luğa taliplikmiş
şimdi bana Leyla’dan geçmek düşer
bu,
ayrılığın tek çaresiymiş/
gitmeli buralardan
bu su kendini çoğaltıyor seni andıkça
her teşekkürde sen muhakkak karşımdasın
tüm şairler seni tanıyor sanki
hep seni yazıyorlar
ağzımda deniz kokusu
bu vapur da sana boşalıyor ey sevgili!
sen unutulduğun kadar sevgilisin
İbrahim’in yüreğine ateş üfler nefesin
Bak, bu karınca da çatladı merhamet yolunda
seni hangi kavme tufan olarak gönderdiler
ahh Leyla, ey ademoğlunun en büyük imtihanı
sen ve gece, siyah üstüne siyah
bu ceylan da kan kusar ey sevgili!
buralardan gitmeli diyorsam sen elbet
beyaz olan her şeyden
aklımdan, şu çiğ düşmüş kirpiklerimden yani
bu yağmur seni hatırlatmalı
bu deniz, bu çay bahçesi başkalarının olmalı
tüm mezarlıklarda geçerli referansın
bu şehir de sen gibi artık
gittikçe unutuldu ölüler
burada
herkesin delirmekten sustuğu yerdeyim
baktığım suretlere
ayna olamayan ben
içimin sarkıtlarından salladım kendimi
tekinsiz bir rüyayım şimdilerde
kim yorumlasa tersine akıyor ırmaklar
göğün dibini deldiğimden beri
huzursuz atlar koşuyor içimde
diktiğim sökükler ellerimi kanatmaya yetmedi
yetmedim kimseye
kaçtığım şehirler ardımca yağmalandı
topuklarıma iğneler batırdılar
kendime geleyim için
gelmedim
gelemedim dünyaya geldiğim gibi kendime
richter ölçeğini bozan bu sarsıntıyı alın göğsümden
kızılca kıyametler kopuyor saç diplerimde
gömleğine kan bulaşmamış babamın
gözlerinden çaldım ben yaşamayı
annem ki ev hanımıydı
bilmezdi devlet nedir darbe kim
oturduğum sokakta bunalıma girilmezdi mesela
ben girdim
avuçlarımı dolduran antidepresanlar
ruhumdaki gedikleri kapatmadı
kızlar pencere kenarlarında gelinlik rüyalarına yatarken
renkli kalemlerin çizdiği kara bir leke oldum
apostrofun kestiği yerde not düştüm kendime: