bu defa yenilgiden dönüyorum
ne bir kanaviçede kuşum ne bir örtüde çiçek
boşluğa söylediğim türkünün yankısıyım.
nuh-u nebi’den beri dinmedi tufanım
otuz iki kere yağmalandı ruhum
orantısız kestiğim saçlarım ellerimi yaktı, can acımsın.
çok katlı binalardan geçip geldiğim bu yerde
ruhumu dağlayan ateşi nara çaldım sönmedi
dağımı delip geçen ağrılar gördüm
mor sümbüllü yaralar sağdım etimden
ellerin aramızda bir nefeslik mesafe
dağıldı tanelerim, yangınım her yerde
kazdığım hendeklere düşünce anladım
ruhumda açılan gediklerin kapanmadığını
hiç değilse hırkandaki sökük olsaydım
kuşatma altındaki kalbime işlerdim oya gibi
gölgesi yüzüne muştu diye düşen kirpiklerini
dünyanın avlusuna çıkardığım çiçek
havalandırma saatini kaçırmış suçlu gibi
kalmasaydı avuçlarımda böyle
göğüs kafesimde çırpınan kuşları salıverirdim göğe.
bu hârı güneşten sen mi koydun göğsüme ey?
kıymık gibi batan bir şey var içimde
gülüşünün izini sürmek için düştüğüm yollarda
kahverengi sular içtim balçıkla aramda bir fark kalmasın diye
Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar
Falları grafiklerde bakılanlar siz de işitin..
Külden martı doğuran odalıklar
Ve kahyalar
Kara pıhtılarıyla damgalanmış veznelerde dili
Şehvetsiz çilingirler, yaltak çerçiler
Celepler ki sıvışık, natırlar ki nadan
Ey hayat rengini sazendelik sanan
Yırtlaz kalabalık!
Dinleyin bendeki kırgın ikindiyi,
Hepiniz kulak verin.
Güneşin
Koskoca beldeye suskunluk yaygısını serdiği
Yazlar yok
Yok artık altında suskun yolları saklı tutan
Karla örtülmüş kırların kışı
Gitti giden, yerine gelmedi başka biri
Orada
Duyumsatmadı kendini hiçlik bile
Belli ki son yüzyılımız göğsümüzden
Varla yok harman eden sesi uçursak
Diye bize verildi
Yetti bir yüzyıl böcekler ve otlarda
Soluyuş izlerimiz silmek için
Ne yesek
Lokmaya vurulur gibi değil
Yuduma gelmiyor içtiklerimiz
Dernekler toplanıyor dışta tutmak için
Varşova 1927
Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.
Bir kuytu manastırda duâlar gibi gamlı, Yüzlerce ağızdan koro hâlinde devamlı,
Bir erganun âhengi yayılmakta derinden... Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden.
Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta, Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta.
Birdenbire mes'ûdum işitmek hevesiyle
Gönlüm dolu İstanbul'un en özlü sesiyle.
Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık, Uykumda bütün bir gece Körfez'deyim artık!
Yahya Kemal Beyatlı
Yahya Kemal'e nazîre..
Gönlüm bu diyardan ve şu kardan çok uzakta!.
Hep (ÜSKÜDAR) ‘ın şarkısı var eski plakta!..
Kalbim dolu (MECNUN) ile (CİNNET) havasından Geçtim yine karlanmış ağaçlar arasından.
Duydumsa da zevk almadım ömrüm kederinden"
İstanbul'a hasretteyim ısrarla derinden.
Gittikçe ağırlaştı yağan kar ve karanlık!..
Rüyamda bütün bir gece hep evdeyim artık."