Kitap bir roman değil, bir nevi anı-günlük tarzında yazılmış. Yazarın dili gayet akıcı ve sade. Kitabın samimi üslubu okuru bir anda içine çekiyor ve kitap bir solukta okuyor. Kısa bir kitap olması da okuru sıkmıyor. Bunun yanında anlatılan olayların gerçek olması merak duygusunu diri tutuyor.
Mahmut Makal’ın Aksaray’da bir öğretmen olması ve öğretmenlik anılarını anlatması, benim de Aksaray’da öğretmenlik yapmam dolayısıyla kitaba olan ilgimi daha da arttırdı. Bu yüzden özellikle öğretmenlerin bu kitabı mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.
Yazar eserinde köylünün cahilliğini, geri kalmışlığını ve yobazlığını tüm çıplaklığıyla okura göstermiş. Yazarın karşılaştığı sorunları gördükçe öğretmenlik tecrübelerime dayanarak 1950’lerden günümüze pek fazla bir şeyin değişmediği acı gerçeğini görmek beni üzdü. Özellikle köylülerin akılcılık ve bilim yerine din tüccarlarını tercih etmesi ve onlara değer vermesi hala
büyük bir sorun olarak karşımızda durmakta.
Bu kitabı okuduktan sonra buna benzer bir eser olan Bulgakov’un “Genç Bir Doktorun Anıları” kitabı okunarak Türkiye ve Rusya köyleri karşılaştırılabilir.
Kitabı genel olarak çok beğendim ve ülkemizin yakın tarihinde köylerin ve köylünün genel durumunu merak edenlerin kesinlikle okumasını tavsiye ediyorum.