İnsan, imana sevgi boyutundan baktığında onu sadece cennet arzusu yahut cehennem korkusuyla değil, Rabbini sevdiği için yaşar. Allah korkusu da böyledir. Korkunç bir yaratıktan, canavardan korkmak gibi değildir. Allah korkusu, Sevgililer Sevgilisi'ni kaybetme korkusudur. Bütün varlıklardan daha sevgili ve daha aziz olan bir varlıktan uzak kalma, O'nun muhabbetinden, merhametinden ve şefkatinden mahrum olma korkusudur.
Öncelikle ve hassaten kendimize ve bizim gibi olanlara baktığımızda ölçü hep kendimiz oluruz. Ama gök kubbeye baktığımızda ölçek bir anda büyür ve yerimizin ne olduğunu kavrarız. Bu yüzden Kur'an âlemin sonsuzluğuna bakıp yerimizi anlamamız ve idrak etmemiz için "Göğe bak." diyor. Ayet-i kerimede "Göğe bak. Bir çatlak, bir kusur, bir patlak görecek misin? Gözün hüsran içerisin de sana geri dönecek." buyuruyor. Yani bir kusur aramak için bakan insana dahi meydan okuyor.
Akıl tek başına insanı Yaratıcı'nın kapısına kadar getirir. Ondan sonrası ilahi buyrukla devam eder. Bu, aklın kabul ettiği bir sonuçtur aslında. Hakikatin kendinden daha fazla olduğunu söyleyen akıl, dogmatik davranan değil, tersine kendi fıtratına ve özüne uygun davranan akıldır. Akıl vahyi ve ilahi olanı icat, inşa ve ihata edemez ama onun hakikatini idrak ve teslim edebilir. Bu noktaya varan akıl, kendi potansiyelini sonsuzluğa kadar uzatma imkânına kavuşur.