Şehirde bulunan tek temiz su bu, hem de en serini. İnsanların susuzluğunu gidermek için daha çok işe yarardı, ama olsun, öyle ham hayallere kapılmaca yok... Yüce Tanrı'nın evinin de sınırları var yani.
Göğüslüğünde elmas kakmalı haç bulunan şu heriften şüphesiz iyi bir uzun havacı olurdu.
Belediye başkanı üzüntüyle, "Yerel kilise tepeden tırnağa hasta...' diye ilave ediyor, belirgin bir Alsace şivesiyle konuşan yüksek rütbeli papazları da kastederek: "Böylesi olacağına hiç olmasaydı daha iyiydi! Rütbeleri yükseldikçe, tıpkı etraflarındaki toprağı verimsiz kılan koca köknarlar gibi zararları dokunuyor. Strasbourg'un yüksek mevki sahibi Katoliklerinin insana hiçbir faydası dokunmuyor."
"Honstein, belediyenin ambarlarında kıtlıkta kullanılacak tahıl stokları fakir fukaraya çok düşük fiyata satıldığı için tükendi. Şimdi sıra sizde, siz de aynısını yapın! Bir sürü manastırınız var, kilerlerini açın da insanlar karnını doyurabilsin diye içindekileri ucuza elden çıkarın."
Piskopos her şeyi duymaya hazırdı ama bu kadarını değil! Öfkeleniyor ve felaketlerinin tanrısal ikramın meyveleri olduğunu söyleyerek belediye başkanının ısrarlarına rağmen talebini reddediyor:
"Halkın kendi usulünce sizden yiyecek istemesine kulak verin!"
"Çini karonun malzemesi kalkıp da 'Benim vazo olmam gerekirdi!' demez. Her şeyin başı sonu olan Tanrı insanların her biri için neyin uygun olduğunu bilir. Eğer uygun görseydi hep kokulu güller yaratırdı ama araya devedikenlerini karıştırmayı tercih etti ki adaletinin ağırlığı hissedilsin. Sefalete gelince, Tanrı'nın bir lütfudur o."
Bu kadarı da fazla. Belediye başkanı öfkeye kaılıyor ve sinirinden hop oturup hop kalkıyor.
"Öyleyse neden Strasbourg'un rahipleri bu kadar zengin oluyor? Bunca bolluk içinde olmak çok hayırlı olsaydı İsa yoksul yaşamayı seçmezdi."
"Tanrı'nın hükümleri gizli yollardan gider."