"Seninle yaptığımız bu pencere önü sohbetlerimizi çok özleyeceğim." Donuk suratında hiçbir ifade değişmedi. "Keşke giderken onları da yanıma alma şansım olsa."
"Susmak rutubetli bir oda gibidir. Sustukça geçmesini beklersin ama geçmez o rutubet, daha da yayılır. Her köşeye, her zerrene. Çürütür içini günden güne."
"Susmuyorum ki," dedim. Sırtım duvara yaslıydı, başımda öyle. Gülümsedim. "İçimle konuşuyorum."
"Ne düşünüyorsun peki?"
"Hiçbir şey," dedim.
"Düşünüyorum da sana söyleyemeyeceğim bir şey düşünüyorum, demek istedin yani."
Güldüm.