NeuroStoryTR

NeuroStoryTR
@_iamserdar
Ölüm ne büyük bir sırdır; İnsan düşünür ama çözemez. neurostorytr.com instagram.com/iams.erda.r?igs...
Bir gürültüdür ki susmak bilmiyor. İnsanın ta içinden, kıyamet gibi bir ses. Mustafa Çiftci şöyle anlatıyor öyküsünde: "İnsanın içinde bir ses varmış öğrendim. O ses hiç susmazmış öğrendim. O ses kadar hain bir şey yokmuş öğrendim." Yaşananlar yaşandı, olanlar oldu
Reklam
Bir devlet adamı düşünün ki, 46 yıl boyunca ülkesini dünyanın daima zirvede ülkesi olarak idare etmeyi başarmış olsun... Ve bir padişah düşünün ki, yarım asra yaklaşan idaresi süresince ülkesinde günümüze ışık tutacak hürriyet ve eşitlik prensiplerine uygun bir idare tatbik etsin... İşte bütün idaresi boyunca seferler, zaferler, adalet, eşitlik ve huzur dolu ülkesini uzun süre zirvede tutmayı başarmış bir devlet adamı : KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN...
Söz ola kese savaşı Söz ola kestire başı Söz ola ağulu aşı Bal ile yağ ede bir söz Bu mısraların sahibi koca Yunus, sözün gücüne inanıyordu.Çünkü o "sözlerin sultanı" olan vahiy medeniyetinin çocuğuydu. İşte bu nedenle, sözün savaş kes- ebilme imkanına atıfta bulunmuştu. Elbet sözün el üstünde tutulduğu bir medeniyette, savaş kesen söz sahipleri ve sözün gücü önünde diz çöküp savaş kesen savaşçılar bulunuyordu.Fakat sözün tahtını kaba kuvvete terkettiği modern zamanlarda, sözlerin gücü savaş kesmeye yetmedi. Çünkü savaş açanlar, ne söz dinliyor, ne de sözün gücüne inanıyorlardı. Onlar kaba kuvvetle diz çöktürüyorlar, kaba kuvvetin önünde diz çöküyorlardı. Bir söz eri olan bu satırların sahini de, sözün gücüne hep inandı, hâlâ da inanıyor. Bunun içindir ki ait olduğu inanç sistemine ve onun müminlerine karşı açılan savaşı sözün gücüyle durdurmaya çaba gösterdi.
Sessizlik içinde yürüdük bir süre. “Mutlu değilim,” dedi Rózsa. “Neden?” “Bilmiyorum.” “Okul için mi endişeleniyorsun?” “Hayır?” “Neden öyleyse?” “Çünkü yalnızım.” Bıkkınlık ve çaresizlik dalgası hissettim. Hayatın tamamı böyle mi olacaktı; sevgilin olmadığında mutsuz olman mı gerecekti? “Biz varız,” dedim gergin bir şekilde. Tren istasyonunda çiçek satan yaşlı bir kadınla pazarlık etmeye başladı Rózsa, içinde bir tane gül olan yirmi forintlik bir karanfil buketi seçmişti, hepsi lastik bir bantla sıkıca bağlanmıştı. Sadece gülü almak istiyordu Rózsa. Aldı sonunda, beş forinte. “Senin gülün bu,” dedi. “Bunu bardağına koyacaksın ve o zaman yalnız olmayacağız.”