Varad kuşatmasındaki garip bir ayrıntı, bunu Osmanlıların iki yüzyıl önce Konstantinopolis’i fetihleriyle ilişkilendiriyordu: Konstantinopolis’i "koruyan" at üstündeki İmparator Jüstinyen heykeli gibi, Varad’ın da "koruyucu" bir tılsımı (14.yüzyıl sonlarından kalmış, Ortaçağın Macar aziz-krallarına ait dört bronz heykel) vardı. Dönemin Erdel tarihçileri, Macarların bu heykeller yerlerinde kaldıkça hiçbir diğer gücün kenti alamayacağına inandıklarını yazıyorlardı; bu nedenle Osmanlılar da top ateşini doğrudan heykellere yönelttiler. Heykelleri yıkmayı ve kaleyi almayı başaran Osmanlılar, heykellerin parçalarını Belgrad’a götürdüler ve eriterek, "Macarların tanrıları" adını taktıkları toplar yapmakta kullandılar.
İpşir Mustafa Paşa 1651’de Sivas beylerbeyi iken Ankara’yı işgal etti ve yeniçerilere karşı sipahileri savunmaya soyunup, bölgede kendi idaresini kurmaya teşebbüs etti.
Onu hanedana bağlamak çabasıyla İpşir Mustafa, I.Ahmed’in orta yaştaki dul kızı Ayşe Sultan ile nişanlandı.
Ayşe Sultan’ın daha önceki altı kocasından ikisi de veziriazamdı: 1611-1614 arası veziriazamlık yapan Nasuh Paşa ile 1625-6 ve 1631’de bu göreve gelen Hafız Ahmed Paşa.
Bir başarısızlık durumunda, bunun suçu padişaha değil de harcanabilir bir devlet adamına yüklenebilirse, hanedanın prestijine inen darbeden sıyrılmak daha kolaydı.
Sipahi ocağı bu yüzyılın son yıllarda süregelen mali dengesizliğin sorumluluğunu Sultan Mehmed’in annesi Safiye Sultan’ın nedimesi Esperanza Malki’ye yükledi; valide sultanın dış dünyayla mali işlerini yürüten Malki, 1600’de bunlar tarafından öldürüldü.