Aşk denen şey bazen yürür, bazen uçar; bazen bazen koşar biriyle birlikte; bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir; dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar; öldürür ötekine. Aynı anda çakıp sönen bir şimşeğe benzer. Geceleyin saklar şafakta zapt edilecek olan kaleyi.Çünkü dayanacak güç yoktur karşısında.(Cervantes)
Bu bölümü okuduğumda da seni düşündüm ve alakan olmasa bile her kitaptan seni çıkarıyorum satır satır cümle cümle ve düşündüm yine allah zarafeti senin vücudunda dile gelsin diye yaratmış, ellerinin nezaketini de gözlerinin ateşini dengelesin diye.. (ErRayn)
Öykü cümle cümle ruhumu okşadığından dolayı her kelimesini dikkatle okudum. Kitapta anlatılan aşkın psikolojisi bazı okuyuculara abartı gelebilir. Nitekim bizdeki bazı öyküler insani aşktan ilahi aşka ulaşırken, burada aşk tanrıtanımaz hale gelip sevgiliyi ilahlaştırıyor. Size bakkaldan iki ekmek alın der gibi bir önerim olacak; mümkünse kitabı okumadan önce aşık olun! Ve mümkünse platonik (platona saygılar) olsun. Çünkü normal bir beyinden ziyade yoğun aşka maruz kalmış bir beynin ve sonucunda zarar görmüş bir kalbin bu kitabı daha iyi anlayacağı kanaatindeyim. Bir de şu hususu belirtmek isterim çevirmen açıklama bölümünde "Böylesine gerçek anlamda aşk denilebilir mi ?" diye sormuş, belkide kendisi bunu kabullenmeyerek. Ben tek kalbin yaşadığı aşk ve daha sonra hazza dönüsen acıyı, iki kalbin karşılıklı olarak yaşayamayacağı kanaatindeyim hatta iddia ediyorum. Hatta bir slogan bile buldum en basitinden ve sosyalistçe "yaşasın platonik aşk, yaşasın papatyalar"