Öncelikle bir ilk yapacağım ve ilk defa bir karakter için kitaba verdiğim puanı yüksek tutacağım. Normalde 6 puandan daha az vermek istedim, çünkü önceki incelemelerimde de bahsettiğim gibi pek beğenmedim. Sebebi neydi bilmiyordum ama sırf sonunu okumak için okudum kitabı. Neyse ki artık bitti, her şeye açığa çıktı, olanlar da oldu, bitenler bitti.
Belki de sorun bendedir çünkü seriyi beğenen çok okur var. Beğenmeyen ise bir hayli az. Belki de okuduğum dönemdendir belki de benim alanım fantastik - klasik ve ara ara gizem gerilim olduğu için ısınamamışımdır bilemiyorum.
Ama kitaptaki olaylar çok uzatılmıştı, okurken öyle hissettim. Hatta bir ara kitabın içine girip her bir karaktere bağırmak ve "birisi artık şu lanet olası geçmişi açıklayabilir mi?" Diye sormak istedim çünkü her karaktere sorsan saçmalıyor, ağzında geveliyor, ya da saçma olaylar yüzünden bir türlü dile getiremiyordu. Bu da okurken beni sıktı, bitirmek için okuduğum için de yordu.
Şimdi diyeceksin ki, seni zorla okutan yoktu. Sen kendin okumak istedin. Evet, ben kendim okumak istedim. Çünkü bir kitabı yarım bırakmak huyum değildir. Ya da ilk iki kitabını okuyup da üçüncüsünde vazgeçmeyi istemedim. Sonuçta bu seriyi Korel karakteri için okumak istedim ve neticede yine aynı karakter için bitirmek istedim.
Uzun uzun kitaptaki beğenmediğim şeyleri anlatmayacağım. Sadece finalinden ve Prometheus'tan, sonra da karakterlerden bahsedeceğim.
1) Finali beğenmedim. Yani Doğuş Karaer'den ve İdil Erezli'den daha fazla bir katkı beklerdim. Hele ki Doğuş'tan... Boş geldi boş gitti yemin ederim ya. Madem intihar edeceksin bare İdil ile Korhan'ı da beraberinde götürseydin. Herkes öldü, her şey bitti. Ama Korhan'a hiçbir şey olmadı. Doğuş sen ne saçma, gereksiz bir karaktersin ya. Figüran gibi bir şey bile değildin