Ne var ki, ne kadar maddeden yoksun gibi görünseler de düşüncelerin bile bir dayanak noktasına ihtiyacı var, aksi takdirde onlar da anlamsızca kendi çevrelerinde dönmeye başlıyor; onlar da katlanamıyor hiçliğe.
İnsanın tek değeri; ürettiği ve tükettiği, kendisi değil. Millî topluluk, dev bir iktisadî teşebbüs haline geliyor. Kişilere ferman dinleten; iktisadın şuursuz kanunları. Ferdi, çocukluktan çıkar çıkmaz yakalıyor toplum ve ölçüsüz ilerleyişinin icaplarına göre eğitiyor, düşünmüyor bir ruhu olduğunu. Bu baskıyla ezilen ruh susuyor ve kin besliyor. Reklamın göklere çıkardığı ülkü; israf. Toplum, çalışacaksın diyor kişiye... Dinlenmeden çalışacaksın. Sonra da aynı derecede tahripkâr bir mecburiyet yüklüyor; tüket. Yalancı bir refah dünyasının "kısır döngü"sü. İnsanın dışında bir refah bu, "düzeyde" bir refah...