“bütün yas evlerinde olurmuş, herkes gider, geriye çekirdek aile kalırmış. ölenin ardından konuşmanın vaktiymiş artık başlayan. kimi zaman komik bir anı, kimi zaman ölenin anlattığı bir fıkra, bazı bazı yaptığı şakalar, en sevdiği film, hep unuttuğu o şarkı, beleş tepede izlenen o maç, olur olmaz sızdığı o uyku ve daha neler neler anlatıldıkça yas evinde kahkaha tufanı koparmış. kahkahalar gitgide kolaylanır, bir sese, bir işarete bakarmış herkes katıla katıla gülmek için. evin önünden biri geçse o ara, yemin billah edebilirmiş o evin yas evi olmadığına.—herkes ölüsünün ardından kahkaha atar, işte bu krizin, işte bu kahkahanın adıymış sarı kahkaha.—
gözlerin, ki onlar, iki eski çukur, yalnız ve yalnız, biri sana biri itinayla ona. o düşer düşmez dilin paklanacaktı senin. böylece, havada asılı bir ukdeyken, sayfaya düşürülmüş bir kelam olacaktı baban.
sözcükleri alt alta, üst üste bir ipe dizer gibi dizecektin. kurşuna dizilenlerin diz çöktüğü gibi sözcükler diz çökecekti karşında. artık düşürecektin onu dilinin balkonundan.
"gölgesi olsun, başımıza vursun. baba yine babadır." sözünü hatırlayacak, bu söze karşılık ellerini uğuldayan kulaklarına kapatıp çocukluğunda avuç avuç yediğin toprakları kusacaktın başına.