Ruhumdaki düğümler fazlasıyla sıkı. Kimsenin onları çözecek kadar ince tırnakları yok. Bense çoktan vazgeçtim tırnaklarımı uzatmaktan. Kendimi bilmeyi bıraktım. Ölümü bilmek ve anlayabilmek bile daha kolay. Yanıtı olmayan bir soru olarak geldim dünyaya. Ve sorusu olmayan bir yanıt gibi gidiyorum.
Belki tek sorun şuydu: biz ne istediğimizi bilememiştik hiçbir zaman. Ve dolayısıyla her şeyi deniyorduk. Belki görünce istediğimiz, uğruna yaşadığımız şeyi hatırlarız diye.
"İnsanlar..." dedim fısıldayarak. "Taşırlar insanları. Kundaktayken, tabuttayken. Hep taşıyacak birileri olur. Bazıları dostluktan, bazıları cepteki paradan, bazıları da içinde bulundukları sistem bir gün onlara da taşınma sırasının geleceğini söylediği için, taşırlar insanı... " Ve ben taşıyordum. İçimdeki kinyas taşıyordu. Ağzımdan köpükler, kulaklarımdan kanlar çıkıyordu...
aslında kitabı okurken daha büyük beklentilerim vardı ama okudukça çok fazla beklentiye girdiğimi fark ettim kısaca kitap yürümenin öyle dümdüz bir eylem olmadığını bakmaktan ziyade görmek olduğunu anlatıyor kitap bitti ve benim gözümde yürümek sadece yürümek değil doğayı fark etmeye ve anlamaya çalışma girişimi bence okunabilir bir kitap